1 2 3 4 5 6 7 8
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İspanya etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

19 Haziran 2014 Perşembe

Maç Analizi: Şili-İspanya ve Kamerun-Hırvatistan

İspanya 0-2 Şili
Yine Gel İspanya!
       Dünya Kupası B Grubu’nda Şili İspanya ile karşılaştı. Hollanda karşısında ağır bir yenilgi tadan İspanya Şili’ye de boyun eğerek turnuvaya erken veda etti.

       Şili ilk maçta Avustralya karşısında oyunu ikinci yarı sürklase etmekte zorlanmıştı. Potansiyeline erişemedikleri bir maç olmuştu ama sahadan da galip ayrılmayı bildiler. Zihinsel ve mental olarak zor günler geçiren Del Bosque’nin öğrencileri Şili maçını kazanmak zorundaydı. Şili’nin ilk 11’inde Valdivia’nın yedekler arasında olduğunu gördükten sonra takım savunmasının Avustralya maçından daha iyi olacağını öngördüm.  Şili, ön tarafta çabuk çoğalan çok koşan bir yapıya sahip. Kolay pozisyona girdikleri gibi arkada da açıklar verebiliyorlar.

       Maça çok iyi başladılar. Oyunu ön tarafta kurgulayan, top İspanyollara geçtikten sonra  direkt ikili kademelere giren Şili’nin ikinci bölgede kapacakları toplar çok kritikti. Hollanda maçında pas oyununu iyi sergilemeyen İspanya, Şili maçında da orta alanda akılalmaz derece top ezdi. Şili’de orta alanda kaptığı toplarla çabuk çoğalıp savunmayı bunaltırcasına akın edince gol de kaçınılmaz oldu.

       İspanya’nın fizik gücü berbat düzeydeydi iki maçta da. Costa topla buluşturma sevdaları işe yaramıyor, yaramadı, yaramaz… İniesta-Silva-Rodriquez de üçlüsü ekip olarak çok kötü olunca verim sağlayamadı. En çok çırpınan oyuncu David Silva’ydı hakkını verelim.  Takımdaki hiçbir oyuncu kulüp kariyerindeki performansı sergilemiyor. Tam bir hayal kırıklığı yarattılar.

       Şili’nin çabuk çoğalan ve çok koşan hücum varyasyonları müthiş keyif veriyor . Geniş alanda 2 iken 3, 4 iken  5 oyuncuyu hareketli ve boş koşular yaparken görüyorsunuz. Fizik olarak sırıtsalar da aslında çok güçlü oyuncular, 80 dakika ayakta kaldı Şili. Maçı da rahat kazandılar. Şili Hollanda ile birincilik mücadelesi verecek. O maç turnuvanın en zevkli maçı olabilir.

       Gelelim İspanya’ya… Bir devir kapandı mı dersiniz, şansızlık mı dersiniz, futbolun doğası mı dersiniz bilemem..  Ben rehavet derim.  Doymuşluğun getirmiş olduğu bıkkınlık derim. Güle güle İspanya. Üstünüz değiş de gel İspanya!

Kamerun 0-4 Hırvatistan
Kamerun Futbol Oynamıyor..
       A Grubu’nda dört takım içinde ve turnuvada açık ara en kötü takım Kamerun, Hırvatistan ile karşılaştı. Hırvatlar rakibini 4-0 yenerek gruptaki şansını son maça taşıdı. Bir takım bu kadar yeteneksiz olur bu kadar kötü oyun planı olur.  Afrika takımları teknik taktik konusunda  sıkıntı çekebiliyorlar ama en büyük artıları fizik güçleri. Ama gel gelelim turnuvanın fizik gücü en düşük takımı da Kamerun…

       Hırvatistan Brezilya maçında orta alanda oynattığı Modric-Kovacic-Rakitic üçlüsü çok eleştirilmişti. Eleştirilerden ve o maçta geriye yaslanmaktan nasibini alan Kovac fizik gücü iyi konumda olan Sammir’i ilk 11’e monte etti. Kovacic de oynayabilirdi ancak Brezilya maçındaki performansı çok kötüydü ve kesik yedi hocasından. Hırvatlar, Kamerun maçında rahatça paslaştılar, istediği an tempoyu düşürüp çıkarttılar, rahat pozisyon buldular.

       Maçın en iyi adamı kuşkusuz Perisic’ idi. Kamerun’un ceza sahasında dolaşıp halısaha pası verdiği pozisyon çok güzeldi. Olic de günündeydi. Ama Mandzukic’in gol bulması Hırvatistan için “final” niteliği taşıyan Meksika karşılaşması öncesi hücumdaki zafiyetin önüne geçmesi anlamına geliyordu. Hırvatistan için Meksika maçı kolay değil. İki takımın da birbirine karşı saha içinde çeşitli üstünlükleri, artıları ve eksileri var. A Grubu’nda kıran kırana bir ikincilik maçı bekliyorum.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

13 Haziran 2014 Cuma

Maç Analizi: İspanya 1-5 Hollanda

       Brezilya'da düzenlenen 2014 FIFA Dünya Kupası B Grubu'nun açılış maçında İspanya ile Hollanda karşı karşıya geldi. Erken final olarak dillendirilen karşılaşmanın sonucu merakla bekleniyordu.. Maç son derece ritmi düşük ve iki takımın da kontrolü bir olsun elden bırakmadığı bir anlayışla başladı.. Sıkıcı ve temposuz bir 20-25 dakika izleyeceğiz derken Robben’in pasında ceza alanında topla buluşan Sneijder Hollandalıları heyecanlandırıyordu. Hollanda sahaya yalancı 3-4-1-2 gibi çıktı.. 3’lü stoper Hollanda’nın birçok kez hazırlık programında uyguladığı sistemlerden biriydi.. Hazırlık maçlarında da gördük. İlk dakikalarda birbirlerini tartan iki dünya devi izledik..

       İspanyollar kendi yarı alanlarında paslaşırken Robben Persie ve Sneijder sıkı bir pres uygulamasa da İspanya’nın pas trafiği için minik bir tehdit oluşturdu..  Busquets ve Xavi göbekten dikine pas aşkı ilk bölümde sonuçsuz kalınca Portakallar topu kaptıkları gibi atak girişimlerine girdiler.. Oyunun dengesi 15. Dakikadan sonra son şampiyona geçti.. O alışık olduğumuz pas trafiği sıklaşınca İniesta önderliğindeki İspanya orta sahası çaylak İspanyol Diego Costa’yı oyunun içine itti. Costa birkaç pozisyonda yetersiz kalsa da 26. Dakikada yaptırdığı penaltı İspanyolların ilk yarılardaki gol sıkıntısına ilaç gibi geldi. Silva son derece verimlilik gösterdi.. Golden sonra Hollanda toparlandı denilebilir ancak pas alışverişi ve uyum iyi olmasına rağmen gol pozisyonlarına girilemedi.. Savunma bloğunun önündeki De Guzman ve De Jong o ilk dakikalardaki istekli ve dirençli reaksiyonu kaybolunca İspanyollar daha rahat oynadı.. İki takımın da ilk yarıda kanatları çok çalışmadı diyebiliriz.. Hollanda’da top dağıtım ve atakları yönetme merkezi başkanı Robben ikili-üçlü sıkıştırmalarla boğuştu.. Sneijder de verimsizdi.. İlerde çoğalamama sıkıntısı baş gösterdi..  Sneijder  ve Robben delici özelliğini kullanamadı.. Zaman zaman denemeyi bildiler ancak Ramos ve kanat savunmacılar bölgesel markaj uygulayarak hataya zorladı Hollanda’yı…

        İlk yarının son bölümlerine gelindiğinde iki takım da savunmanın ardına yerden ve havadan atılan toplarla gol aradı. İspanyolların en büyük silahı olan derin ve savunmanın arkasına atılan toplar ikinci golü getirmedi. Oyun zekası olarak iyi fakat daha çok gelişmeye ihtiyaçı olması bir yana dursun mevki olarak da nerede daha verimli olacağı tam olarak bilinmeyen Daley Blind öyle bir pas verdi ki Persie’ye… Hani gözlerimiz bayram etti. Blind Ajax’ta farklı alternatif pozisyonlarda oynayınca sol bekte ülke olarak sıkıntı yaşayan Portakallar o bölgede Blind’in verimliliğinden şüphe ediyorlardı.. Persie savunmanın arkasına atılan adrese teslim pası golle süsledi ve taraflar 1-1’lik eşitlikle soyunma odasına gitti..

      Ve işte ikinci yarı… Kupalar tarihinin en acıklı diğer yandan en efsane 45 dakikalarından biriydi… İspanya’ya şaşırır mısınız? Hollanda’ya sevinir misin?  İkinci yarı beraberinde Portakallar lehine tam 4 gol getirdi… İlk yarıdaki tutuk ve bir o kadar rakibinin hatasını kovalayarak pozisyon arayan Hollanda gitti… Oyunu rakip sahada kuran Robben ve Persie’nin vitesi beşe takmasıyla şahlanan Hollanda geldi.. Blind, eleştirenlere bir yanıt daha verdi. Öyle bir pas verdi ki yine adrese teslim.. Persie affetmedi.  İspanya 3. golden sonra değil, Persie’nin attığı golden sonra dağıldı aslında… Pas trafiği gitti, sıkı pres yapan çabuk çıkan İspanya gitti, boyna santra yapan İspanya geldi..Futbol ustası Robben öyle bir depara kalktı ki bu ne büyük resital… Çok büyüksün Robben… Tebrikler Hollanda… Kupayı kim alırsa alsın Dünya Kupası’nın keyfini yaşamak bambaşka bir deneyim…  Dünyanın en güzel ikilisi futbolu daha nasıl süsleyebilir bilemiyorum..

       Hollanda’nın gazına gelip yazacağım birçok tespiti inanın unuttum. Aklıma gelmişken şunları söyleyim. Belki de Casillas’ın turnuvadaki son maçıydı bu… Del Bosque’nin bir sonraki maçlarda tercihini De Gea veya Reina’dan yana kullanmasını bekliyorum.. İspanya elbette toparlayacaktır.. Uzun zaman sonra İspanyol futbolcuların yüzündeki çaresizliği şaşkınlığı üzüntüyü ve perişanlığı görmek inanın çok şaşırttı.. Belki de her güzel şeyin bir sonu vardır.. Bu da sonun başlangıcıdır İspanya için..

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

4 Mart 2014 Salı

Scout Raporu: Ayoze Perez (Tenerife)

       Scout Raporu sayfamızın bugünkü konuğu İspanya 2. Lig ekiplerinden Tenerife’de profesyonel kariyerine devam eden Ayoze. Tam adı Ayoze Perez Gutierrez olan İspanyol oyuncu, İspanya’nın Tenerife şehrinde 23 Temmuz 1993 yılında dünyaya geldi. 179 cm boyundaki forvet oyuncusu, futbola doğduğu şehrin takımı Tenerife kulübünde başladı. 2004 yılında katıldığı Tenerife kulübünde 2012 yılına kadar B takımda yer alan Ayoze, daha sonra 2012-13 sezonunda A takımla çalışmalara başladı. B takımda yer aldığı son sezonda 18 maçta 5 gol atmayı başaran oyuncu bu çalışmalarının karşılığında A takıma yükselmeyi başarmıştı. 2012-13 sezonun ikinci yarısında Alcoron karşısında Tenerife formasıyla ilk maçına çıkan Ayoze, ilk golünü Real Madrid Castilla ekibine atmayı başardı. Tenerife takımıyla bu sezon çıktığı 25 maçta 12 gol 5 asist yapmayı başaran oyuncunun bu performansı herkesin dikkatini çekti ve Avrupa devlerinin gözünden kaçmadı. Fakat bir sezonluk performansı ile transfer edilmesine şüpheyle bakıldı. Ayrıca İspanya ligi ekiplerinden Espanyol’un genç oyuncuyu takip ettiği ve birçok teklif yaptığı bilinse de bu teklifler reddedildi.

       Buraya kadar Ayoze hakkında genel bilgiler verdik, biraz da sahada neler yaptığına değinelim. Ayoze forvet mevkiinde oynayan ama bazen ikinci forvet olarak da görev alan bir oyuncu. Bir forvet oyuncusunun sahip olması gereken birçok özelliği bünyesinde barındırıyor. Rakip savunma arasına yaptığı koşular ile savunmalara zor anlar yaşatan Ayoze; soğukkanlılığı, bitiriciliği, pasları, bilek hareketleri, çalım becerisi, kıvraklığı, tekniği, çalışkanlığı, fiziksel gücü, top kontrolü ve ilk dokunuşuyla fark yaratmayı başarıyor. Gerçekten izlerken kendini hemen fark ettirmeyi başaran oyuncu, saha içinde aldığı kararlarla da çok istikrarlı bir oyuncu olduğunu gösteriyor. Saha içinde yılmadan çalışan oyuncu, zihinsel olarak da kolay kolay maçtan düşmüyor. Kontra atak oynayan ya da etkili ara pasları deneyen oyunculara sahip bir takımda fark yaratacağına inandığım Ayoze, her iki ayağını da harika kullanıyor.

       Hava toplarında iyi olmayan oyuncu zamanlama ve pozisyon bilgisi ile rakipten kurtulmayı başarıyor. Ayoze’nin savunması zayıf olup rakip savunmacılara baskı yapmıyor ve hırslı bir yapıya sahip değil. Bazen topla uzun süreler geçirse de bencil bir yapıya sahip olmadığını söyleyebiliriz. Fırsat bulduğunda takım arkadaşlarına pozisyon hazırlayabilen Ayoze, formunu sürdürdüğü takdirde gelişimini hızlandıracaktır. Maç içinde konsantrasyon sorunu yaşamayan oyuncunun, çabuk sinirlenmediği ve sakin kalmaya çalıştığı görülmekte. Çabuk kart görmeyen oyuncu, fiziksel olarak rakiple mücadele etmekten kaçmamakla beraber gereksiz fauller de yapmıyor.

       Ayoze’nin bu performansını devam ettirmesi halinde talipleri elbette artacaktır fakat şu an oyuncunun tahmini maliyeti 2M € civarında olup sözleşmesi de 2015 yılında sona erecektir. Potansiyeline ulaştığında gerçekten harika bir oyuncu olacağına inandığım Ayoze için değerlendirmelerim şimdilik bu kadar.
Hazırlayan: Serdar SOYLU

12 Eylül 2013 Perşembe

La Liga'nın 5 Genç Yıldız Adayı

Carles Gil 
Elche (Valencia'dan kiralık)
Isco'nun ellerinden kayıp gitmesine hala soğuk su ile derman arayan Valencia'nın, aynı hatayı Carles Gil için yapması durumu, idari zaafiyetin Riber.. Pardon, tekerrürü demek olurdu. Tabi ki taraftar nezdinde de artık mazur görülebilecek ilk hata kapsamında değerlendirilemezdi. Bunun bilincinde ve elindeki cevherin bu kez farkında olan Valencia, umut vaadeden Gil'i, A Takım tecrübesi ve maç kondisyonu kazanması amaçlı 2 senedir Elche'ye kiralık gönderiyor.

Elche ile ilgili küçük bir parantez açmak istiyorum. O kadar isabetli kararlar alıp, öyle mantıklı  kiralamalar yaptılar ki, bu tip konulara ilgili herkes eminim böyle kulüplerin çok fazla parası olsun, sırtları hiç yere gelmesin istiyordur kendim de dahil olmak üzere. Şuan aklıma ilk gelen olarak, bu helallik alan transfer planlaması örneklerine bir de Rusya'dan Kuban'ı verebilirim. Ağa desteğine ihtiyaç duymama amacında bir tedarik ile yapılanan bu mütevazı kulüplere çok büyük sempatim var.

Carles Gil'den bahsetmek gerekirse, oynadığı maç başına "Al da at" lık paslar kapsamında 1.7 lik bir ortalamayla oynuyor, ayrıca maç başına 2.7 lik bir başarı oranı ile top sürme girişimlerini tamamlıyor. Bir oyuncunun ne kadar tehdit unsuru olduğunu göstermesi amaçlı en zaruri istatistik olarak da maç başına 4.3 lük bir ortalama ile faule maruz kalıyor. Kaçının uçan tekme, kaçının Yugoslav olduğunu bilmiyorum. Oyuncunun bir diğer meziyeti de hücum organizasyonlarında doğru konumu tayin edip hemen orada bitivermesi. Hücum şekillenirken ortasahaya gelip oyunkurma teşebbüsleri olduğu gibi, arka direkte sinsi dokunuşları da halihazırda tekerrür etmekte. Şuana kadar oynadığı en iyi pozisyon olarak hücumun sağı diyebilirim. Kanat değil de, içeri kateden forvet kisvesinde bulunuyor sağda.

Kontratında € 8.000.000 'a serbest kalır maddesi var ve Valencia'nın taraftar bedduası almaması için bunu yakın bir tarihte arttıracağını öngörmek kehanet değil, muhakeme olacaktır.

Suso 
Almeira (Liverpool'dan kiralık)
U20'de o kadar beğenmedim ki bu arkadaşı ve beğenilmesine o kadar hayret ettim ki, şuan buraya eklerken taşıdığım tereddüt bir yana, belki bakılırsa bağ olur kapsamında üç beş satır ahkam edeyim.

Liverpool antrenörü Brendan Rodgers, oyuncuya kadro rotasyonunda yeterli süreyi veremeyeceğini tayin ederek onu Almeira'ya kiraladı. Almeira, La Liga'nın müzmin direnişçilerinden. Her sene kümede kalma gailesinden muzdarip çilekeş taraftarlarıyla, küçük ve sempatik bir kulüp.

Suso Almeira'da, lokal popüleritesinin ve U20'deki performansının aldığı abartılı övgülerin de desteğiyle "Ali kıran baş kesen" rolünde oynuyor. Yani "Sen oyna oğlum, olduğu kadar, olmadığı kader." denmiş kendisine. Oyun kuruyor, ara top atıyor, 3-4 kişinin arasına dalıyor. Ne yaparsa yapsın iyiyse Allah bereket vermekte, kötüyse helali hoş olmakta.

Halihazırda 2 asisti var, ikisi de defans arkasına şiddeti iyi ölçülmüş al da atlık paslar. Tabi bu güzel pasların gol olmayanları da var. Maç başına tam 2 kilit pası oluyor. Ama bu aslında en iyi yaptığı işin istatistiğinin yanında gerçekten hiçbirşey. Maç başına tam 14 başarılı top sürme girişimi gibi uhrevi bir istatistiği var ve bu disiplinde La Liga'nın en iyisi. Hem de daha ekmeğe agu diyen bir tecrübedeyken. Yaşını da laf arasında es geçmeyelim, 19.



Thievy Bifouma 
Espanyol
İçlerinden açık ara en çok sempati duyduğum oyuncudur. 2 sezon önce, ilk resmi maçıydı yanlış hatırlamıyorsam, Barcelona'ya karşı ortadan sağa doğru devrilerek yaklaşık 15 metre top sürüp, sola çekip sol ayağıyla çok güzel bir plase golü atmıştı. "Bu çocuk daha da kararır." demiştim.

İki ayağı da raket gibi. Görünüm ve oyun stili olarak zamanında Liverpool'un büyük umutlar bağlayarak € 10.000.000 bedelle kadrosuna kattığı 2'li Anthony Le Tallec ve Florent Sinama Pongolle'dan,  Pongolle'u fazlasıyla andırıyor. Liverpool'da yeterince maç tecrübesi kazandırılamadıklarından, kontratlarının bitiminde bedelsiz ayrılmışlardı. Liverpool zaten iyi yönetilmeyen bir kulüp kanımca. Bizim ligde ilk 8 maçta lider olup, sonra küme düşmeye doğru uzanan trajedide, taraftarını gesi bağlarında dolandıran kulüplere benzetiyorum. O Şampiyonlar Ligi başarısı falan da safi rüzgardı bana göre. Hatice destekli bir netice değildi yani. Liverpool'a hiçbir garezim yok, artık belirtmem icap etti.

Thievy çok güçlü bir oyuncu. Müthiş bir boğuşma potansiyeli var. Kontrpiyede kalan topa ayak sokmaktan pek sakınan bir oyuncu değil, hem de hücumcu olmasına rağmen. Genelde defanslarda böyle cengaver nitelikler daha sık gözlemlenir, bilirsiniz. Esasen minyon diyebileceğimiz bir fiziksel donanıma sahip ama yazılımıyla bunu bertaraf ediyor, az önce bahsettiğim gibi. NBA'de bir zamanlar Derek Fisher vardı, hala oynuyor mu bilmiyorum, genele kıyasla ufak tefekti ama çok sağlamdı, hatırlayanlar olacaktır, tarz ve mental mukavemet olarak benziyorlar.

44 maçta 13 golü var, kontratı geçtiğimiz sezon 2017'ye kadar uzatılmıştı.

Bu sezonda da çektiği 4 şuttan 2'si gol oldu. Bu 2 gol de zeka ve hazırlık kokan goller. Birinde ofsayttan kaçtı ve çok güzel bir şutla, ikincisinde de ceza sahasında son derece sinsi bir konum belirleyerek öldürücü bir vuruşla golünü attı. Gerçekten takip edilesi bir oyuncu, vaat ettiği potansiyel muazzam, umarım bir istikrara dökebilir.

Bu senenin en sansasyonel genci olması çok muhtemel, Thievy'de buna liyakat edecek herşey mevcut. Patlayıcı güç, hızı, hızlanması, canını dişine takarak oynaması. Bu Kamerun asıllı genç Fransız'dan büyük şeyler bekliyorum.

Ruben Garcia
Levante
Levante de tıpkı Liverpool gibi safi rüzgarlar eşliğinde bir sezon patlayıp, bir sezon ağlayan bir kulüp. Ruben'i Arsenal scout ekibinin farketmesi 2012/13 sezonunda yaptığı çıkışa atfedilebilir.  Ruben'in tarzı Roberto Soldado gibi. Valencia'nın tercih ettiği genel forvet profili az çok bellidir. O kalıba birebir oturan bir oyuncu.

Ekzeriyetle soldan içe kateden pozisyonda tercih ediliyor. Zeki bir oyuncu. Kreatif özellikleri var. En iyi yaptığı şey olarak rakip defansın ilgisini üzerinde tutmasını söyleyebilirim. Tabi bu takım arkadaşlarına boşluklar olarak geri dönüyor. Kariyeri boyunca gideceği hiçbir kulüpte faydasız olacağını düşünmüyorum.

Bu sezon, halihazırda 1 golü var. Maç başına 1.7 "kilit pas" ve 1.3 oranında başarılı top sürme girişimi var. Bu tevazu halindeki istatistiklerle bile Levante'nin en iyisi. Patlayıcı gücü, tekniği ve oyun zekası ile, Levante'nin gözden çıkarırsa küme düşeceğini öngördüğüm bir oyuncu. İlerleyen senelerde o nerede olur, Levante nerede olur, takipteyim.



Saul 
Rayo Vallecano (Atletico Madrid'ten kiralık)
Saul henüz 18 yaşında. Barcelona'nın Saul'un muhtemel bir transferinde öncelik hakkı var. Birisi Atletico Madrid'e mesela € 5.000.000 önerirse Saul'un transferi için ve Madrid'in bu teklifi kabul edeceği varsa, Barcelona aynı parayı ödeyerek diğer takımın teklifini etkisiz hale getirebilir. Ama muhakkak aynı miktarı ödemek durumunda, 5 değil 20 olursa da durum aynı.

Geçtiğimiz haftalarda Barcelona'ya transfer olacağı epey yazıldı, çizildi, ki hiç şaşırmam. Bu 5 gencin içinden en sevdiğim, anlaşılacağı üzere Thievy fakat "En İyi" söz konusuysa hak yemek olmaz. Bu çocukta büyük gelecek var.

Rayo'nun şuana kadar oynadığı maçlarda en fazla katkı sağlayan ismi, istatistik olarak, görsel olarak, her şekilde cereyan ediyor yani. Rayo'nun ilk maçı olan Elche müsabakasında Alberto Bueno ile birlikte sahanın en iyileriydiler.

Maç başına 58.3 gibi bir pas istatistiği var. Esas mesele bunun %90.9 luk bir isabet oranıyla vuku buluyor olması. Olağanüstü bir istatistik. Rayo'da defansif kurgunun ağababası Javi Fuego'nun takımdan ayrılmasıyla Saul'un defansif meziyetleri de açığa çıkar oldu bu sene. Maç başına 3 top kapma ve 3 gol pasını engelleme istatistiği de diğer yapabildiklerine eklenince "Maşallah" dedirtiyor. Ek olarak maç başına başarıyla sonlandırdığı hava topu mücadelelerinin oranı 2.7. Bu da onun savaşçı kimliğinin esamesi olarak okunabilir.

Saha içi operasyon istikrarına bakıldığında, Barcelona'daki Busquets ile eşleştirilebilir. Busquets gösterişsiz fakat kusursuzdur bana göre, Saul gösterişli ve kusursuz. Sakatlık, kaza, bela olmazsa önünde muazzam bir gelecek var. En az U20'de büyüleyen Oliver kadar.

Okuyan herkese teşekkür ederim, ayırdığınız vakte değebilmesini umuyorum.

Hazırlayan: Yiğit Can ERTUNÇ

7 Eylül 2013 Cumartesi

Röportaj: Saul Gonzalez (UD San Sebastian)

     Transfer Merkezi Dergisi'nin bugün ilginç bir konuğu var. İspanya 3. Lig yakımlarından UD San Sebastian de los Reyes takımında forma giyen 1990 doğumlu İspanyol sağ bek Saul Gonzalez ile yazarımız Oğuzhan Arslan'ın gerçekleştirdiği mini röportajı sizlerle paylaşıyoruz..

Merhabalar Saul Gonzalez, bizlere kendini kısaca tanıtır mısın?

     Merhabalar tam adım Saúl González Real ama "Saul" ismini kullanıyorum. İspanya 3. Lig takımlarından Unión Deportiva San Sebastián de los Reyes takımında forma giyiyorum. Yeni takımıma sezon başı transfer oldum. Sağ bek mevkinde futbol kariyerime devam ediyorum.

İspanya’da formasını giydiğinm Unión Deportiva San Sebastián de los Reyes takımını bizlere kısaca tanıtabilir misin? yeni kulübün hakkında neler diyebilirsin?

     Kulübüm İspanya 3. Liginde yer alan bir takım. İspanyanın köklü takımlarından birisi. Geçen sezon takım 2. Lig'in kapısından dönmüş. Takımımız mütevazi bir kadroya sahip. Başarılı işlere imza atacağımızı düşünüyorum. Madrid'in küçük bir kasaba takımıyız.

Ülken İspanya futbol anlamında son yıllarda başarılı işlere imza atıyor. Ülke futbolun hakkında neler düşünüyorsun?

     Ülke olarak dünyanın en güçlü futbol takımlarından biriyiz. Kadro bakımından sayısız yıldızlara sahibiz ama alt liglerde ekonomik sıkıntılar yaşamaktayız. İspanya futbolu bundan zarar görmemeye çalışıyor. Ben de her futbolcu gibi ülke dışında deneyim yaşamak istiyorum.

Saul ülkemiz Türkiye hakkında neler düşünüyorsun? Türk futbolunu takip etme fırsatın oldu mu?

     Dürüst olmamı isterseniz Türkiye'de Galatasaray, Fenerbahçe ve Beşiktaş takımları dışında pek bilgim yok. Bu takımlar Avrupa düzeyinde başarılılar. Şampiyonlar Ligi'nde Türk takımlarını izleme fırsatım oldu. Ülkenize futbol oynamak için Didier Drogba, Wesley Sneijder gibi üst düzey oyuncular transfer oluyor.

Türk takımlarından transfer teklifi gelirse ülkemizde oynamayı düşünür müsün?

     Benim için güzel bir durum olur. İspanya dışına transfer olmak istiyorum, bu ülkelerin başında da Türkiye gelebilir. Futbol anlamında tutkulu bir ülke olduğunu biliyorum. Ülkenizde futbol oynamak tabiki de çok güzel bir tecrübe olur.

İspanya’da kariyerine başarılı bir şekilde devam ediyorsun. Geleceğin hakkında planların var mı?

     Öncelikle oynadığım kulüpte önemli bie isim olmak istiyorum. Çok uzun vadelei planlama yapma fırsatım olmadı. Kariyerimin sonuna kadar üst düzey futbol oynamak istiyorum, umarım üst liglerde daha önemli takımlarda forma giyme şansım olur. Biraz önce de konuştuğumuz gibi İspanya dışında deneyim yaşamak istiyorum.

Maçlar ve antrenmanlar dışında özel hayatında neler yapmayı seversin, hobilerin nelerdir?

     Ailemle ve kız arkadaşımla vakit geçirmeyi seviyorum. Arkadaşlarımla sosyal aktiviteler gerçekleştiriyorum. Futbol dışında spor olarak kürekle de uğraşıyorum.

Bu keyifli sohbet ve bize zaman ayırdığın için teşekkürler. Son olarak senin okuyucularımıza iletmek istediğin bir şey var mı?

     Ben sizlere teşekkür ederim sizlere röportaj vermek kendime adıma çok keyifliydi. Tekrardan görüşmek dileğiyle..
Röportaj: Oğuzhan ARSLAN
Bu röportaj TransferMerkez.com tarafından yapılmıştır, tüm hakları saklıdır. İzinsiz kullanılamaz.

11 Temmuz 2013 Perşembe

Oğul Zidane: Enzo

     Dünya futbolunun efsane ismi Zidane'nın 4 çocuğundan en büyüğü  olan. Enzo 1995 yılında Bordeaux şehrinde doğdu. Babasının soyadını almak yerine annesi Veronique Fernández'in soyadını almıştır. Tam adı Enzo Alan Zidane Fernández'dir.

     1999 yılında Juventus altyapısında futbol hayatına başlamıştır. İspanya pasaportu taşıyan Enzo, İspanya U-15'in kadrosuna çağrılmıştır.

     Enzo 2004 yılında Real Madrid altyapısına
başlamış, 2011 yılında Mourinho ile A takımda antremanlarda yer almıştır. Şu an B takımda orta saha oynamaktadır. Futbolcu bir aile olan Zidane ailesinin çocukları Enzo ile beraber Luca ve Theo da Real Madrid altyapısında oynamaktadır.

     İlerde nasıl bir futbolcu olacağı merakla beklenen Enzo'nun hırçınlığı konusunda babasının genlerini taşıdığı açıkca ortada. 2006 Dünya kupasında babasının attığı kafa hala akıllarda olan tazeliğini korurken Enzo da Real Madrid U-18 maçında rakibine tekme atmış ve direkt kırmızı kart ile oyundan atılmıştır.

     Sıkı bir Enzo Francescoli hayranlığı olan Zidane oğluna Uruguay futbolunun efsane isminin adını vermiştir.

     Bu sezon  Real Madrid'in başına geçen Carlo Ancelotti'nin yardımcılığını üstlenen Zidane'nın oğullarının ilerde nasıl futbolcular olacağı merakla beklenen bir konu. Özellikle Enzo'nun...

Yazar: Tamer Sami SERT