1 2 3 4 5 6 7 8

30 Haziran 2014 Pazartesi

01.07.2014 İddaa Tahminleri

Eski Bir Hesap: Almanya-Cezayir

       Samba diyarı Brezilya'da düzenlenen Dünya Kupası'nda grup aşamasından sonra gözler artık çeyreğe kalacak takımları beklemeye koyuldu. Bu gece Türkiye Saati ile 23:00'da Porto Alegre'de kozlarını paylaşacak Almanya ile Cezayir arasında geçmişten kalan bir hesap var aslında...

       Tarihler 1982'yi gösteriyordu. İspanya'da düzenlenen turnuvada, bir önceki turnuvalara katılan takım sayısı 16'dan 24'e çıkarılmıştı. Böylece Afrika, kupalar tarihinde ilk defa 2 takım göndermenin coşkusu ve mutluluğunu yaşıyordu. Üstelik böylesine büyük bir turnuvaya katılan Cezayir ve Kamerun'un da ilk dünya kupalarıydı.

       Bu 2 takım, kura çekimine en alt torbaya muadil 4.torbadan giriyordu; doğal olarak da otoriteler onlara pek şans tanımıyordu. Lâkin "ummadık taş, baş yarar misali" her ikisi de turnuva çok şanssız bir şekilde veda edecekti. Ne ilginçtir ki, onlarla 1. turda aynı grupta yer alan İtalya ve Almanya kupanın finalinde buluşacaktı.

       1.Grup'ta mücadele eden Kamerun, gol averajıyla eleniyordu. Aslında çok ilginç bir gruptu; zira oynanan 6 maçın 5'i berabere bitmişti. Son maçında Peru'yu 5-1 yenen Polonya gruptan lider olarak çıkmıştı.

       Cezayir 2.Grup'ta ; Almanya, Avusturya ve Şili ile mücadele edecekti. Kuzey Afrika ekibinin ilk rakibi Almanya idi. Gijon'da 42000 seyircinin izlediği müsabakada golleri Rummenige, Madjer ve Belloumi atıyor; Çöl Savaşçıları, Panzerler'e 2-1 galip gelip tüm dünyayı şaşkına çeviriyordu. Fakat ikinci maçta Avusturya'ya 2-0 ile boyun eğiyorlardı. Son maçlarında ise ilk iki maçını kaybedip evine dönmeye hazırlanan Şili karşısına çıkıyorlardı. Assad ve Bensaoula ile ilk devreyi 3-0 önde kapatan Afrika ekibi, rehavete kapılmış olacak ki, maçı 3-2 kazanabiliyordu. Ertesi gün Almanya ve Avusturya Gijon'da karşılaşacak, birbiriyle tarihi bağları bulunan ve aynı dili konuşan bu iki ülkenin mücadelesi, tarihe "kara leke" olarak geçecekti. "Ne şeytanı gör ne de salavat getir" mantığıyla oynanan karşılaşmanın tek golünü, 1997'de Samsunspor'u da çalıştıran, Horst Hrubesch 10.dakikada atacak ve iki takım kalan 80 dakikayı "al gülüm ver gülüm" şeklinde oynayacaktı. Maçı izleyen İspanyollar bile "fuera (dışarı)" diye tempo tutacaklardı. O dönem galibiyete 2 puan veriliyordu; Avusturya, Almanya ve Cezayir 4'er puanla grup maçlarını tamamlamıştı. Pozitif averajlı Almanya ve Avusturya gruptan çıkarken, nötr averajlı Cezayir ülkesine dönmek zorunda kalıyordu. Maçtan sonra Çöl Savaşçıları haklı olarak bu maçın şike olduğunu ve her iki takımın da turnuvadan ihraç edilmesini gerektiğini söylese de FIFA onları kale bile almayacaktı."Bazı hayvanlar daha eşittir" mantığıyla haraket eden FIFA, bu skandalı örtmeyi aklına 4 sene sonra getirecek ve 1986'daki turnuvadan itibaren gruplardaki son maçlar aynı gün saatte oynatmaya karar verecekti vermesine de hatır şikelerinin önüne geçmeye yetmeyecekti; zira Cezayir'in yaşadığı haksızlığa, Euro 2004'te İtalya da uğrayacak ve İskandinav ittifağıyla turnuvaya grup aşamasından veda edecekti.

       O tarihten bu yana karşılaşmayan Almanya ve Cezayir arasındaki ilk randevu bundan tam 50 sene önce Cezayir'de gerçekleşmiş ve Çöl Savaşçıları, Panzerler'i 2-0 ile alt etmişti. Bu akşamki randevuda Panzerler mutlak favori; ancak top yuvarlaktır, kazanan dört köşe...

Hazırlayan: Erkan ADAY

Dünya Kupası Pazartesi-Salı Kuponu

29 Haziran 2014 Pazar

30.06.2014 İddaa Tahminler

Maç Analizi: Brezilya-Şili

Şili Tarih Yazıyordu!
       İkinci tur maçları dün oynanan Brezilya Şili buluşmasıyla başladı. Zorlu 90 dakika 1-1 eşitlikle sonlanınca maç uzatmalara gitti. Penaltılara kadar uzanan maçta Brezilya, Şili’yi 4-3 yenerek adını çeyrek finale yazdıran ilk ülke oldu.

       Brezilya 4-3-2-1 dizilişinden vazgeçmemişti.  Scolari’nin değişmez dörtlü tercihi, Daniel  Alves- Thiago Silva-David Luiz-Marcelo , savunmanın önünde daha “defansif”  tercihler Luiz Gustavo ve Fernandinho, ikilinin önünde Oscar, sol kanatta Neymar,  sağ kanatta Hulk ve en ilerde Fred, Brezilya’nın ilk 11’ini oluşturuyordu.

       Şili‘de ise 3’lü çakılı stoper ve gezen bekler dahil olmak üzere beşli bir savunma hattı, göbekte üç savaşçı, Aranguiz,  Diaz, Vidal ve önlerinde Sanchez ve Vargas, Sampaoli’nin tercihleri arasındaydı.

       Maçtan önce attığım tweetlerde belirtmiştim. Neydi o? Merkezde Luiz Gustavo ve Fernandinho maçın akıbetini belirleyebilecek bazda önemli oyuncular olması. Şili çabuk çıkan, hareketli, savaşçı bir yapıya sahip. Merkezden gelebilecek ataklara karşın Gustavo’nun kesici güç olarak reaksiyon göstermesi çok önemliydi. Scolari de Şili’yi iyi gözlemlemiş olsa gerek Gustavo’nun yanına Paulinho’dan daha defansif görünüme sahip Fernandinho’yı monte ederek, Şili’yi merkezde durdurmak istedi. İkili, Şili’nin tempoyu ele geçirdiği zamanlarda arkasındaki hatla uyum sorunu çektiği gibi, zaman zaman birlikte oynayamamanın vermiş olduğu sıkıntıyı da çekmek zorunda kaldı. Scolari’nin Fernandinho tercihi çok doğaldı.

       Maç başlar başlamaz Sambacılar sazı eline aldı ancak o bilindik göze hoş gelen hücum futbolu yoktu. Daha temkinli, rakibinin artılarını da hesaba katan bir Brezilya vardı. En olumlu hareketleri Şili’yi kanat organizasyonlarında sıkıntıya sokmalarıydı ki, bu da özellikle ilk yarıda tam not aldı. Brezilya sol kanattan kaleye yaklaşmaya çalıştı. Şili’nin savaşçı savunmasına pek bir eleştirim yok ancak yıldız/süperstar seviyesindeki oyuncuların yaratıcılıklarına karşı kırılgan bir yapıda savunma yapmaya çalışıyorlar. Bunu Robben’e karşı etkisiz kalmalarıyla teyit ettim. Bu maçta da bir başka yıldız, Neymar karşısında çaresiz kaldılar. Oscar’ın açık alanda Neymar’ı topla buluşturmasından sonra gelişen akınlarda, 22 yaşındaki oyuncu, Şili savunmasını zora soktu. Ayakta kalan tek oyuncusu pek beğenmediğim Medel idi. Medel, Neymar’a karşı hamle zamanlamalarını çok iyi sergiledi. Ancak Brezilya’nın presli, baskılı ve atak futbolun neticesini golle süslemesi  çok da gecikmedi. Brezilya,  Diaz’ın kendi kalesine gönderdiği topla öne geçene kadar Marcelo orta sahaya daha yakın oynuyordu, golden sonra daha defansif ve neredeyse maçın tamamına kadar set hücumlarında öne çıkmadı. Hulk’u bi’ ara sol bek gibi gördük. Oscar da aynı şekilde diğer kanatta… Scolari Şili’nin kanat akınlarından çekiniyor olsa gerek, kenar bölgeleri kalabalık tutmak istedi.

       İlk 30 dakikalık dilimde Şili olgun bir atak geliştiremedi belki ancak çok koşan, mücadele eden savaşan kimliğini de kaybetmedi. Ama o kimlikte çabuk çoğalan, hücumlarda çabuk değişen, hızlı hücum yapan özellikler de vardı, sahada bu sefer yoktu. 32. dakikada attıkları gol de bireysel hatalardan geldi. Hulk’un kötü pası, David Luiz’in uyuması Şili’ye beraberliği getirdi. Bu golden sonra Şili’de daha çok kıpırdanma oldu. Brezilya net bir biçimde yenik duruma düştüğü veya gol yediği zaman oyunda mental olarak kopabiliyor. Vargas ile girilen pozisyon gol olmuş olsaydı, bugün belki de başka şeyler yazıyor olabilirdik.

       İkinci yarı Neymar kadar istekli birçok oyuncu daha inanmış şekilde oynadı. Hulk’un hücumdaki bencilce futbolu yine kendini göstermişti. Kaleye bolca şut çekmek yerine içeri doğru sokulan  Hulk, hoş bir dokunuşla topu ağlara gönderdi ancak “elle kontrol” gerekçesiyle gol geçerli sayılmadı. Şili orta alanı ilk yarıya oranla daha kalabalık tutarak, Brezilya’yı sıkıştırmak ve Brezilya’yı geriden top almaya sevk ederek 2. bölgede hata kovaladı. İlk amaçları işe yaradı. Yani, Brezilya’yı oynatmadılar 50 ile 65 arası… Hulk ve Oscar oyundan düştü. Özellikle Oscar ileri hatla kombinasyonu çok bozuktu.  İşte tam da bu dakikalarda, Şili’nin ani bir kontratakta golü atabileceğini düşündüm. İbre bir ara Şili’ye döner gibi oldu. Sampaoli’nin öğrencileri oyunda dominasyonu sağladığı dakikalarda birkaç pozisyon denemeleri de oldu. Yokları oynayan Fred, nihayet çıktı ama yerine giren Jo, hem bu takımın hem de bu sistemin oyuncusu değil. Normal sürede son 10 dakikada Şili’nin daha da yaslandığını gördük. Fizik güçleri iyi bir takım ancak yoruldukları da gözden kaçmadı.

       Uzatmalarda iki takım da ne şiş yansın ne kebap misali daha temkinli oynadı. Bir iki duran top dışında heyecanlanmadık. Sonradan oyuna giren Pinilla’nın “o” şutu tüm dünyayı yerinden fırlatmış olabilir. Sonrasında penaltılar ve kazanan Brezilya… Hak etmediler diyemeyiz onlar için ancak Şili’nin lanetli bir durumu var ki, o da her fırsatta Brezilya’ya elenmek… Olsun. Sampaoli’nin ezber bozan futbolu, göze hoş gelen, bıkkınlık hissi vermeyen oyun anlayışı tüm dünyaya, İspanya’ya, ders olmalı. Brezilya ise elenmiş olsaydı ülkedeki sosyo-politik baskıyı kaça katlardı düşünemiyorum. Şimdi rakipleri Kolombiya… Bu baskıya nasıl ayak uyduracaklar ne kadar dayanacaklar açıkcası çok merak ediyorum. Şili bu turnuvada izler bıraktı ancak  84 yıllık kupa tarihine altın harfler yazdırmaya çok yaklaşmıştı. Olmadı.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Dünya Kupası Pazar İddaa Kuponu

            SİSTEM: 1-2     KUPON BEDELİ: 3 TL

Kuponda 2 maçtan 1 tanesi tutarak 4.50 katı kazandırmıştır...

26 Haziran 2014 Perşembe

27.06.2014 İddaa Tahminleri

Köşe Yazısı: Manisaspor ve Geleceği

       Manisaspor‘da yapılan kongre sonucunda başkanlığa Abdullah Mergen seçildi. Şimdilik sadece hayırlı olsun diyelim.

       Dost acı söyler. Manisaspor taraftarları lütfen bana kızmasın fakat şu anki görünüm itibariyle Manisaspor gelecek sezon PTT 1. Ligi’nde küme düşmeme mücadelesi vermeye en büyük aday takım konumundadır. Birçok takımın sezon öncesi hazırlık kamplarının başlama tarihi yakınlaşırken , Manisaspor başkanını bile daha yeni seçti.  Üstelik henüz bir teknik direktörü yok. Ve en acısı , neredeyse ilk 11‘in tüm oyuncuları ile yollarını ayırdı.

       Böylesine karanlık bir tablodan Manisaspor nasıl çıkar? Gerçekten bu sorunun cevabını verebilmek çok zor. Başkan Abdullah Mergen, kongreden önce düzenlediği basın toplantısında dış transferde 16-17 isim alınacak gibi bir ifade kullanmış. Sayısal olarak bu kadar fazla olan transfer çalışmasını hangi bütçeyle veya hangi maddi kaynakla yürütecek çok merak ediyorum doğrusu. Sayın Abdullah Mergen aynı basın toplantısında Bülent, Eray ve Murat‘ı satmayacaklarını da söyledi ama saatler sonra yani başkanlığa seçilince bu 3 oyuncuyu  2 milyon 250 bin TL karşılığında Balıkesirspor‘a sattıklarını açıkladı. Başkandan daha henüz ilk gününde böyle bir çelişki görmek beni fazlasıyla korkuttu açıkçası. Burada bir parantez açmak gerekirse, Emre Hasgör, Bülent, Eray, Murat ve Volkan için Balıkesirspor ile 5 milyon TL karşılığında anlaşmıştı. Abdullah Mergen Volkan için Başakşehirspor ile görüştüklerini açıkladı.  Umarım Abdullah Mergen Volkan‘ı 2 milyon 250 bin TL‘den aşağı bir rakama Başakşehirpor‘a göndermez.  Bu rakamdan aşağı olduğu takdirde, Emre Hasgör‘ün paket teklifinden aşağı bir rakama düşülmüş olunur ve bu Manisaspor için çok açık bir zarar olur. Ama inanıyorum ki, böyle bir şey olmayacaktır. Benimkisi sadece ufak bir hatırlatma.

       Abdullah Mergen ve ekibinin yapması gereken ilk icraat takım adına doğru hedefler koymak olacaktır. Manisaspor  için bu sezon en doğru hedef ligde kalmak olmalıdır. Eğer Abdullah Mergen “Biz bu sezon üst lige çıkacağız “ gibi bir açıklama yaparsa hem Manisaspor ‘u hemde kendi kariyerini göreve gelir gelmez bitirmiş olur.  Ama ne yazık ki , eğer ben futbolu biraz biliyorsam, çok az da olsa bu işten anlıyorsam, Türk futbolundaki yönetici profilini biliyorsam, böyle bir açıklamayı çok yakın bir zamanda okuyacağız.

       Manisaspor 2015-16 sezonunda 50.yılını kutlayacak.  Benim şahsi fikrim, Manisaspor gelecek sezonu bir nevi “Feda“ sezonu şeklinde geçirmelidir. Transfere çok az para harcayıp alt yapıdan yetişen oyunculara şans  verip tesisleşme veya maddi kaynak yaratma gibi konulara önem vemelidir. Bunların sonucunda sadece ligde kalma hedefini gerçekleştirebilen Manisaspor, 2015-16 sezonuna yani  50. yılına çok daha  iddialı bir şekilde girecektir.

       Eğer yönetim böyle bir anlayış benimser ise (ki şu anda Manisaspor için doğru olan kesinlikle budur, aksi olan kesinlikle kabul edilemez ) yukarıda belirttiğim anlayışa uygun bir teknik adamı da takımın başına getirip 2 veya 3 yıllık istikrarın ardından hayal ettiği yerde olacaktır.
       Yazdıklarımın gerçekleşebileceğine inancım çok az olsa da Manisaspor için, Manisaspor ‘un geleceği için bunların doğru olduğunu söylemekten başka elimden bir şey gelmiyor açıkçası. Siyasi çekişmelere, ego savaşlarına, kişisel olaylara sahne olmuş, borcu bu ligin çok üstünde olan bir Manisaspor ‘u yönetmek, başkanlığını yapmak çok zor bir iş olsa gerek. 
       Bu doğrultuda Abdullah Mergen‘in ateşten bir gömlek giydiğini söyleyebilirim. Ama Sayın Başkan şunu unutmamalıdır ki Emre Hasgör yanan bir evin içine girmişti, kendisi ise sadece ateşten bir gömlek giyecek. Aradaki bu farkı umarım başkanlık dönemi boyunca unutmaz.

Hazırlayan: Enes YALIHÜYÜK

25 Haziran 2014 Çarşamba

Dünya Kupası Perşembe İddaa Kuponları

 SİSTEM KUPON                                                             NORMAL KUPON


















İki kuponda tutmuştur. Sistem kupon da 3 maç bilinerek 69,15 katı kazandırırken, diğer kupon da 4'te 4 gelerek 5,32 katı kazandırmıştır...

26.06.2014 İddaa Tahminleri

Maç Analizi: Uruguay 1-0 İtalya

“Altın Kafa” Diego Godin!
       “Ölümsüz Grup’ta” 16’ya çıkacak diğer takımı belirleyecek mücadele Uruguay ile İtalya arasında oynandı. Uruguay, Godin’in altın kafasıyla adını ikinci tura yazdıran ülke oldu.

       3-5-2  görünümlü olsa da 5-3-2 gibi bir dizilişle sahne alan İtalya ilk dakikalarda topla daha çok oynayan taraftı.  Uruguay topun gerisinde kalırken  rakibinin pasa yapmasına izin verdi. Ancak Balotelli ve İmmobile’den oluşan İtalya’nın hücumcuları kalabalık Uruguay savunması karşısında üretken olamadı. İtalya orta sahası aslında Pirlo’nun yükünü azaltacak oyunculardan kuruluydu. Başta Verratti olmak üzere, Marchisio da Pirlo’nun pas trafiğine yardımcı oldu. İtalya’nın tek silahı savunmanın arkasına Balotelli’yi kaçıracak uzun paslar ve ara pas denemeleriydi ancak  bu şekilde verim alınamazdı. Merkezi kalabalık tutan Uruguay savunmada Godin ve Gimenez’in hatasız oyunuyla ilk yarıda pozisyon vermedi. Uruguay savunmada sınıfı geçse de topu daha önceki maçlarda gibi iyi çeviremedi. Oyunu yönlendirmekte sıkıntı yaşandı. İngiltere maçının gizli kahramanı Loderio sadece “koştu”

       İkinci yarı daha hareketli geçti denilebilir. Loderio ve Balotelli’nin oyundan çıkması iki takım içinde doğru hamlelerdi. Yerine giren Parolo ve diğer tarafta Maxi Pereira maça canlılık katarken Uruguay maç içerisinde kontrolü eline alıp hücumda vitesi arttırdı, İtalya savunmasını bunaltmaya başladı. Rakip savunmanın direncini kırsalar da hücumda Suarez’in üretkenliğine ve yeteneğine bağlı kalmak zorunda kaldılar.

       Kanatlar biraz daha etkili görünse de son paslar ve yanlış tercihler İtalya’nın ekmeğine yağ sürüyordu. Uruguay’ın baskıyı arttırdığı dakikalarda 58. dakikada maçın en önemli anı yaşandı. Marchisio’nun kırmızı kart görmesi İtalya’yı evine götürdü bence. Uruguay için fırsat doğdu. Oyundaki sertlik dışındaki tempo dengesi Uruguay’a döndü. Zaten tempo sıkıntısı çeken İtalya oyunun son bölümüne orta sahada net paslarla ve ara ara dikine paslarla pozisyon üretecekken bir kişi eksik oynamanın zararını orta sahayı Uruguay’a teslim ederek gördü. Ancak Uruguay’a rakip kaleye daha çok yüklenmesine rağmen öne geçemedi. İtalya saha içerisinde 10 kişi oynamaya alışsa da ve daha sakin oynayınca ibre tekrar İtalya’ya döner gibi olduysa da, “Altın kafa” Godin Uruguay’a turu getirdi.

       Dünya Kupaları tarihinde iki Dünya şampiyonunun aynı grupta bulunup bir üst tura çıkamadığı ilk turnuva  Güney Kore ve Japonya’nın ortaklaşa düzenlediği 2002 Dünya Kupası’ydı. A Grubu’nda Uruguay, Fransa, Senegal ve Danimarka yer alıyordu. Grupta Danimarka birinci olarak çıkarken, Senegal de adını ikinci tura yazdırmıştı. 1930 ve 1950 Dünya şampiyonu Uruguay ve 1998 Dünya şampiyonu Fransa gruptan çıkamamıştı. Bu kez yıl 2014. Dünya şampiyonu İngiltere ve İtalya  gruptan çıkamayan “şampiyonlar” oldu. Kosta Rika ölüm grubunun “ölümsüz” takımı oldu.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Ateş ve Duman: Davutpaşa

       İstanbul 2.Amatör'de sezon, geçen hafta oynanan müsabakalarla sona erdi. 1.Amatör'e yükselme sevinci yaşayan 36 kulüp arasına "Yeşil Sahaların Farklı Renkleri" yazımda da yer verdiğim, köklü bir geçmişe sahip Davutpaşa da girmeyi başardı.

       1926 yılında kurulan Fatih ekibi, kendisi kuran itfayecilerin o dönemlerde giydiği üniformanın rengi olan kavuniçi ile dumanın kahverengisini forma rengi olarak benimser; zaten Türkiye'de bu renklere sahip tek kulüp. 1941-42'de 3 İstanbul devinin de mücadele ettiği İstanbul Ligi'ne yükselen Davutpaşa, ilk sezon ligi 8.sırada tamamlasa da ertesi sene 18 müsabakadan yalnızca 3 beraberlik çıkarabilince lige veda edecekti. 1965-1966'da 2.Lig'e terfi karşılaşmalarında başarılı olsa da kent takımlarının cirit attığı zorlu 2.Lig Beyaz Grubu son sırada tamamlayıp ertesi sene kurulan 3.Lig'in ilk takımlarından biri olacaktı.

       1972-1973 sezonunun son maçında İzmir Demirspor'u Engin Verel'in golüyle 1-0 yenip averajla kümede kalır; fakat ertesi sene ligin son haftasında Diyarbakırspor ile rakip sahada 1-1 berabere kalmasına karşın, Alibeyköyspor'un şampiyonluğunu garantilemiş Çorumspor'u İstanbul'dan puansız yollamasıyla kendisini amatörde bulacaktı. 1981'de 2.Lig'e merhaba diyen Davutpaşa, son maçta Vefa'yı 2-0 yenerek lige yine averajla tutunacaktı. Artık tesadüf müdür nedir bilinmez; 1973-1974'te son 4 sırada yer alıp küme düşen takımların içinde bulunan Davutpaşa, bu sefer 1982-1983'te 5 takımın küme düştüğü 16 takımlı A Grubu'nun sondan 4.basamağında yer alıp 2.Lig'e, 1986-1987'de de profesyonel liglere mendil sallayacaktı.

Muhittin Boşat, Davutpaşa formasıyla
       Türk futboluna Hüseyin Çakıroğlu, Alpaslan Eratlı ve Engin Verel gibi futbolcuları yetiştiren, Muhittin Boşat'ın 14 yılını verdiği ve Fırat Aydınus'un da çeşitli mevkilerinde görev yaptığı kavuniçi-kahverengililerde -2012'de vefat eden- TFF'nin eski başkan vekillerinden Neşet Hadi Türkmen de 1980'lerde kulübe başkanlık yapmış.

       Uzun zamandan beri 2.Amatör'de oynayan Davutpaşa'nın başkanlığını 1970'lerde takımın sağ kanadında görev yapmış İskender Keleş yapıyor. Keleş bu görevi Haziran 2012'de Engin Verel'den devralmıştı. Geçen sene 8.Grup'ta mücadele eden Davutpaşa, son iki karşılaşmasını kaybedip terfi şansını ellerinden kaçırsa da bu sene işini şansa bırakmadı: 9 takımlı 12.Grup'ta mücadele eden kavun-kahveler, 11.haftadaki 1-1'lik Zabıtaspor beraberliği ve 17.haftadaki 1-0'lık Göktürkspor yenilgisi dışında fire vermeden son haftaya lider girdi. Seyrantepe Sahası'nda Aslantepe'ye konuk oldular. Son derece dostane bir havada geçen ve golsüz sona eren müsabakanın sonrasında kupayı gökyüzüne kaldırmanın mutluluğunu yaşadılar. Maç başına 3,5 gol gol ortalamasıyla oynayan Fatih ekibi, kalesinde yalnızca 6 gol görerek tüm 2.amatör takımları içinde en az gol yiyen ekip oldular.

       Kulüp bugünlerde şampiyonluğu kutlamanın yanı sıra geçmişte kulüpte görev yapmış futbolcu ve yöneticilere teşekkür plaketleriyle vefa borçlarını ödüyor. Kulüp ayrıca kendilerini bir üst lige terfi ettiren Deniz Atak ile yeniden anlaşma sağladı. 90'ına merdivan dayayan ve yıllar sonra üzerindeki ölü toprağını savuran kulübün Facebook sayfası da mevcut.

Hazırlayan: Erkan ADAY

24 Haziran 2014 Salı

25.06.2014 İddaa Tahminleri

Dünya Kupası Çarşamba Kuponu

Maç Analizi: Hollanda 2-0 Şili

Hollanda’ya Sıradaki Gelsin!
       B Grubu’nda Hollanda ve Şili liderlik mücadelesi verdi. Şili’yi 2-0 yenerek grubu lider bitiren Hollanda, 16’da Meksika ile eşleşirken, ilk iki maçını kazanan Şili, ev sahibi Brezilya ile çeyrek final mücadelesi verecek.

       Van Persie’nin cezalı oluşunun dışında Martins İndi’nin sakatlığı ve De Guzman’ın ilk iki maçta kötü bir grafik çizmesi Van Gaal’i rotasyona gitmeye yöneltti.  3-4-1-2 dizilişinde fakat zaman zaman 3-5-2’ye de dönen Hollanda’da kadroda Lens, Wijnaldum ve Kuyt ilk 11’de başladı. Maçın başlarında Blind’in sol kanatta olacağını tahmin ettik ancak bir sürpriz vardı. Dirk Kuyt Hollanda’da sol bek/kanat gibi görev aldı. Blind ise tıpkı Ajax’ta, Frank De Bour’un kullandığı gibi orta alanın solunda pas dağıtıcı ve kesici olarak yer aldı. Kuyt da solda bulunduğu süre boyunca savunmanın arkasına doğru uzun toplar atarak hücuma destek olduğu gibi zaman zaman atak girişimlerinde de birincil hamleleri yapan isim olarak maçta öne çıktı.

       Şili’de ise anlayış değişmemişti. Elemeler ve gruptaki maçlar da dahil olmak üzere önde basan, rakibine alan daraltan ve sıkıştırmalar yaparak topa sahip olmaya çalışan oyun planını güçlü veya dişine göre olan tüm rakiplere karşı uyguluyor.

       Ön alanda pres uygulayan Şili, buna rağmen rakibi karşısında tutuk gözüktü. Hollanda maçın başlarında Şili’nin topla oynamasına müsaade etti etmesine ancak Şili’de beklenilen şekilde hücum bölgesinde istenilen paslar ve üretkenlik sağlanamadı. Alexis Sanzchez’in kanadını alan savunmasıyla kapatan Hollanda Vargas’ın ceza sahasında etkili olma girişimlerini durdurmayı başardı. Şili, Hollanda’nın yerleşik savunmasını aşmakta zorluk çektiği dakikalarda beklerini de hücuma dahil etmesiyle orta alandaki pas üstünlüğünü birkaç cılız pozisyona çevirmeyi başardı. İsla çok etkisiz kaldı.

       Hollanda’ya baktığımızda hücum anlamında yine Robben’in sırtladığı bir takım görüntüsü vardı. Onlar için hem avantaj hem de dezavantajlı bir durum var o da şu, Hollanda’da gol yollarında reaksiyon gösterebilecek ve takımı sırtlayabilecek 3 oyuncu var. Robben, Sneijder ve Van Persie… Bu üçlüden en az biri etkisiz kalınca Hollanda bocalıyor. İspanya maçının ilk yarısında Sneijder’in kötü performansını, Avustralya maçında hem Sneijder’in hem de Van Persie’nin uzunca bir süre iyi reaksiyon verememesi Hollanda’nın bu üçlünün iyi performansına muhtaç olduğunun göstergesi bence. Bu maça baktığımızda da Van Persie zaten yoktu. Onun yerine Van Gaal’in tercihi Huntelaar olmalıyken Lens oldu. Lens ilerde komple forvet olarak oynamak yerine gezen forvet gibi oynayınca çok etkisiz kaldı. Oysaki bana göre iyi bir turnuva geçirmeyen Şilili Medel’i Huntelaar daha çok rahatsız edebilirdi.  Takım savunmasını iyi kurgulayan ve Şili’yi oynatmaması alkış alsa da Van Gaal’in hücum anlamında çeşitli varyasyonlara daha başvurması gerekir. Elinde delici, yaratıcı ve hızlı kontracı bir oyuncunuz olabilir (Robben) ancak her zaman onun yaratıcılığına ihtiyaç duymak zaman zaman olumsuz sonuçlar doğurabilir.

       İkinci yarıda ilk yarıdan farklı olarak daha kompakt bir Şili gördük. İlk yarıya oranla daha çok pres yapan taraf Sampaoli’nin ekibiydi. Bu durum oyunun ortada sıkışmasına yol açtı. Hollanda’nın da temkinli ve risksiz oyunu muhtemel bir beraberliğe sürükledi.  Lens’in yerine Depay’ın dahil olması çok geciken bir değişiklikti. Van Gaal PSV’nin yıldızını bir joker olarak kullanıyor. 69’da Depay- Lens  ve 75’te Fer- Sneijder değişikliği, maça hareketlilik kazandırdı.  Çok geçmeden Fer’in Hakan Şükür’ü anımsatan kafa golüyle Portakallar öne geçti. Fer’in 18’de boş bırakılması da Şili’nin maç içerisinde savunma dengesinin bozulduğunun bir işareti olmuştu. Oyundan fizik olarak düşen Şili, mental açıdan da sıkıntı yaşayınca Robben ile yakalanan kontrada Memphis Depay’ın yaklaşık 60 metrelik koşusu sonrasında golle buluşması maçın skorunu belirledi.

       Hollanda’nın sistem farklılık gösteriyor. Van Gaal’in üstün taktik kabiliyeti ve rakibe göre belirlediği saha içi taktiksel hamleleri çok önemli avantaj onlar için. Naçizane eleştirdiğim noktalar olsa bile Hollanda’nın başında reaktifliği çok iyi uygulayan, dünyanın en iyi hocalarından biri var. Şili maçında takım savunmasında da sınıfı geçen Hollanda için bu futbol yarı finali getirebilir. Şili’nin ise Brezilya maçında o rakibine sıkıntı veren bunaltan oyun anlayışını tekrar sahaya yansıtması gerekiyor.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

23 Haziran 2014 Pazartesi

24.06.2014 İddaa Tahminleri

Dünya Kupası Salı İddaa Kuponu

              SİSTEM: 3-4
              KUPON BEDELİ: 5 TL

Galatasaray 2014-15'te basketbolda yok mu?

       Dünyada takım sporlarının görsel olarak en heyecanlı olanları kuşkusuz DERBİ MAÇLARIDIR. Taraftarından teknik kadrosuna, oyuncusundan taraftarına kadar hepsi farklı motivasyon ile çıkar sahaya. Maçın hakemi bile farklı konsantrasyon ile maç yönetir. Bu durum bizim ülkemizde de böyledir. İstanbul’da Fenerbahçe Galatasaray ve Beşiktaş arasında oynanan maçların, İzmir’de Göztepe Karşıyaka Altay maçları, Ankara’da Gençlerbirliği Ankaragücü maçlarının heyecanı, keyfi başkadır.

       Bu güzel rekabetin bir örneğini de haziran ayı içerisinde Türkiye Basketbol Ligi Şampiyonluğu final serisinde yaşadık. İki ezeli dost, ebedi rakip Fenerbahçe ve Galatasaray final serisinde rakip oldular. Güzel seri oldu en son üç üçe kadar geldi. 19 Haziran 2014 tarihinde Galatasaray ve Fenerbahçe arasında serinin son maçı oynanacaktı ve maçın galibi 2013-2014 Türkiye Basketbol Ligi şampiyonu olacaktı, ancak Galatasaray sahaya çıkmadı ve hükmen yenik sayıldı, şampiyon Fenerbahçe oldu.

       Mutlaka Antrenörün ve Yöneticilerin sahaya çıkmama kararlarının kendilerine göre haklı nedenleri vardır, fakat birde bu durumun Federasyon Disiplin Kurulunca verilmesi gereken cezai boyutu var. Bu durumda ne olacak?

       Türkiye Basketbol Federasyonu her yıl oynanacak ligler için bir yönerge hazırlar. Bu sezon için hazırlanan yönergede sahaya çıkmama durumu için şunu söylemiş; “ SAHAYA ÇIKMAMA NEDENLERİ HAKLI GÖRÜLMEYEN KULÜPLER, o karşılaşma ile ilgili oluşan zararları öderler, Kulüpler ve Başkanları disiplin kuruluna sevk edilir.”

       Peki Türkiye Basketbol Federasyonu sahaya çıkmama nedenini haklı görürse ne olacak, görmezse ne olacak? TBF Eğer sahaya çıkmama nedenini haklı görürse maçı baştan oynatması gerekir. Ancak daha buna karar verilmeden TBF Fenerbahçe’ye şampiyonluk kupasını verdi. Buradan acaba Galatasaray’ın sahaya çıkmama nedenini haklı bulmadığını anlayabilir miyiz? Federasyonlar kararlarını genellikle resmi açıklama ile yaparlar ama federasyondan resmi bir açıklama gelmeden, kupa nasıl verildi anlamış değilim.

       2014-2015 SEZONUNDA GALATASARAY TBF 1.LİGİNDE YER ALAMAMA DURUMU İLE KARŞI KARŞIYA. TBF eğer Galatasaray’ın sahaya çıkmama nedenini Haklı görmez ise Galatasaray’ı ciddi cezalar bekliyor.  Kulüp ve Kulüp Başkanı DERHAL Disiplin Kuruluna sevk edilecek. Bunun sonucunda ne olacak? Disiplin Yönergesinin 34’üncü maddesine göre; bir kulübün müsabakaya çıkmaması halinde 3 aydan 1 yıla kadar hak mahrumiyeti cezası ve 20.000 TL’ye kadar para cezası ile cezalandırılması gerekir. Disiplin Yönergesinde CEZA AÇIK. Artık top Türkiye Basketbol Federasyonu Disiplin Kurulunda belki de Galatasaray taraftarı önümüzdeki sene takımını basketbolda izleyemeyecek…

Maç Analizi: Belçika 1-0 Rusya

Hazard Oynarsa…
       Belçika Teknik Direktörü Mark Wilmots Cezayir maçındakinin aksine, Rusya karşısına 4-2-3-1 taktiğiyle çıktı. Chadli inadından vazgeçen Wilmots, ilk maçta yedek bıraktığı Fellaini’yi bu sefer ilk 11’e sürdü.  Bu tam da arzulanan kadro ve dizilişti bence… Fellaini hücumda üretken olduğu kadr top rakipteyken de merkezi savunmanın önemli yapıtaşlarından birini oluşturuyor.  Açıkcası Wilmots’un bu bahsettiğim anlayışla çıkması onları maçta favori olarak göstermeme yetti.

       Maç temposuz başlasa da oyunun ilk dakikalardaki hakimi Belçika oldu.  Oyunu rakip yarı alanda kuran Belçika, baskısını çok arttıramadı. Rusya temkinli oynadı. İlk 15 dakikalık dilimden sonra özellikle Mertens’le rakip savunmaya zor anlar yaşatan Belçika, Lukaku’yu oyunun içine sokamayınca final paslarında ve hücum organizasyonlarında sonucu getirecek hamleler yapamadı.  İlk yarıda Rusya’nın sol savunmacısı Kombarov’un kanadı otobana döndü desek yanlış olmaz.

       İkinci yarıda daha istekli ve oyuna ağırlık veren taraf Capello’nun öğrencileri oldu. Tempoyu istediği şekilde dikte eden Ruslar, ilk yarıdaki kötü oyundan ders almış olsa gerek rakibine boş alan bırakmamaya çalıştı. Hazard ve Mertens’i bu sefer daha iyi kolladılar. Zaman zaman uzaktan çektikleri şutlarla rakip kalede tehlike yaratmaya çalışan Rusya, topu bir süre tuttu. Temponun düşmesine yol açan bu durum seyir zevkini daha da aşağıya çekti.

       Son bölümlerde kötü oynamalarına karşın oyun disiplininden taviz vermeyen Belçika  üçüncü bölgedeki faaliyetlerini sıklaştırdı. Hazard’ın kıpranışı, Origi’nin oyuna girmesinden sonra iyi reaksiyon göstermesi, orta alan bloğunun biraz daha önde kurgulanması sonucunda Belçika, Rus savunmasının duvar ördüğü dakikalarda öne geçmeyi başardı.

       Hazard “isteyince” her şeyi yapabilecek bir dünya yıldızı… Belçika takım oyunu oynamaya çalışıyor belki ancak sanki Wilmots, istediği özgürlüğü Hazard’a vermiyor gibi geliyor bana… Hazard’ın ceza sahasına doğru yaptığı basketbol deyimi ile ani penetrelerini ilerleyen maçlarda sıklıkla yapmalı ki Belçika her maç diken üstünde oynamasın.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

22 Haziran 2014 Pazar

23.06.2014 İddaa Tahminleri

Dünya Kupası Pazartesi Kuponu

Maç Analizi: Arjantin 1-0 İran

İran’a Yazık Oldu...
       Arjantin F Grubu’ndaki ikinci maçına çıktı. İran’la karşılaşan tangocular ilk maçta olduğu gibi keyif vermedi. Lionel Messi tangocuların imdadına yetişti.

       Karşılaşma beklenildiği gibi İran’ın yarı sahasında geçti. Carlos Queiroz, Nijerya maçında olduğu gibi dörtlü savunma, savunmanın önünce üçlü blok, kanatlara birer hücumcu ve en ilerde Ghoochannejhad düzeniyle sahaya çıktı. Kapanan savunmalara karşı etkili silahları olmasına rağmen uzunca bir süre gol pozisyonuna giremedi. Rakibiniz kapanıyor. Siz Arjantinsiniz… Bekleriniz hücuma çıkartmıyorsunuz…  Kanat bekleri Zabaleta ve Rojo ikinci yarıda küçük bir bölüm hariç kanat akınlarında hiç görülmedi. Zabaleta beğendiğim bir sağ bek değil. Ancak vahim bir durum var. Zabaleta’nın mevki olarak net bir yedeği yok. Gino Peruzzi’nin kadroda olmaması sorgulanması gereken bir nokta…

       Müthiş kapanan ve neredeyse kendi kalelerine otobüs çeken İran, ikinci yarıda daha cesurca oynadı. İlk yarıda kazandıkları iki duran top dışında tehlike yaratamayan İranlılar, özellikle Dejagah, Nekouman ve sonradan oyuna giren  Jahanbakhsh ile bol pozisyon buldu. Genç oyuncu Jahanbakhsh yine yedek başladı. Ben Carlos Queiroz’un tercihlerini çok eleştiriyorum. Elindeki kadroyu en iyi şekilde değerlendirme çabasında ancak  Jahanbakhsh gibi hareketli, pozisyon bilgisi yüksek ve genç olmasına rağmen oyuncu havuzundaki uluslararası tecrübeye sahip bu oyuncuyu yedek soyundurması çok düşündürücü…

       Arjantin kapanan İran savunmasını aşamayınca, geniş alan  bulamayınca ve dikine pas yaparak küçük üçgenlerle o alışık olduğumuz hücum tehditlerini sergileyemeyince oyun isteğini de temposunu da kaybetti. Arjantin’in oyundan düştüğü dakikalarda Gago’nun pozisyon hatasından ve savunmanın önde oluşundan yararlanan İran  Jahanbakhsh ‘ın harika pasında Rıza ile gole çok yaklaştı ama sonuç gelmedi. Verilmeyen penaltı da İran’ı yıktı. Ve ardından penaltı noktasından Rıza’nın vurduğu kafada Romero’nun enfes kurtarışı…  Arjantin’in orta saha ve hücum bölgesinde olan bağlantı kopukluğu bu maçta da kendisini gösterdi.

       İran maçı kazanabilecekken, Messi son sözü söyledi.  Sahanın en kötüsü galibiyeti getirdi. Büyük oyuncular böyledir. Evet. Ancak geçen hafta da yazdığım gibi Arjantin için büyük başarı bu turnuvada hayalden de öte. Ben Sabella’nın herhangi bir taktik belirleyerek sahaya çıktığından bile şüphe duyuyorum. Çıkın oynayın diyebilme ihtimali yüksek! Maradona’dan major bir üstünlüğü yok. Aynı tas aynı hamam. Dünkü maçın bir cümlelik özeti var. İran’a yazık oldu…

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

21 Haziran 2014 Cumartesi

Maç Analizi: İsviçre 2-5 Fransa

98'den Esintiler..
       Horozlar’ın Honduras ile başlayan Dünya Kupası serüveni ilk maçı rahat kazanmalarına karşın kimilerine umut vermedi. Fransa’nın Honduras karşısında penaltı kazanana dek oynadığı futbol hiç de iç açıcı değildi. Honduras o vakte kadar rakibini kalelerine yaklaştırmamıştı. Fransa’nın Honduras karşısında sonradan açılmasının elbette kırmızı kart ve penaltının etkisi olmuştu.

       İsviçre, ilk maçını Ekvador önünde güç bela son dakika golüyle kazanmayı başarmıştı. O maçta kanatların son derece etkisizliği takıma zarar vermişti. İsviçre’nin,  Fransa karşısında özellikle takım savunmasına daha çok ağırlık verebileceğini düşünmüştüm ancak Fransa’nın öyle bir konçertosu vardı  ki, turnuvanın şu ana kadar oynanan maçları arasında en göz alıcı ilk yarısı oldu.

       Ottmar Hitzfeld’e bayılırım. Çok büyük saygı duyarım. Ancak birbirinden uyumsuz dört savunmacıyı bir arada tutmak çok kötü. “Elindeki malzeme bu” diyeceksiniz… İsviçre’nin Ekvador maçını hatırlayın. Sağ ve sol beklerde Lichtsteinerve Rodriquez sık sık ileri çıkıyorlardı. Bekler elbette ileri çıkacak. Elbette orta yapacak, gol arayacak buna karşı olamayız. Ancak atletik, üretken ve agresif takımlara karşı bekleri geri döndermeyip savunmayı da önde kurgularsan gol de yersin maçı da kaybedersin. Fransa maçta her şeyiyle mükemmeldi. Belki Fransızlar bile bu kadar güzel futbol beklemiyorlardı ancak İsviçre’nin savunmasının da bunda payı çok yüksek. İlk 4 gol Lichtsteiner’in kanadından geldi. Orta alanda top kaptırdı, döndü gol oldu. Djourou – Van Bergen ikili olarak çok uyumsuzdu. Van Bergen sakatlanınca yerine bir başka “canlı bomba” Senderos girdi.

       Fransa özellikle orta alandaki güç dengesini eline geçirmesi ve daha üretken ve savaşçı olması Almanya’nın oynadığı futbol arasında paralellik gösteriyor. Oyunun son bölümleri haricinde takım savunması ve Sakho önderliğindeki savunma hattı yıkılmaz duvar yaptı Fransa’yı… Riberysiz Fransa’nın süreklilik problemini aşıp böyle oynamaya devam ettiği takdirde finale kadar yolu açık.

       Fransa 90 dakika boyunca pas ritmini, oyun hakimiyetini, dar alan ve geniş alanı ve özellikle tempoyu çok iyi kurguladı. İsviçre’ye gelirsek… Acilen takım savunmasına ağırlık vermeleri gerek. Lichtsteiner’in hücum sevdasını dindirmek gerek İsviçre takım disiplini ve hırsı çok yüksek takım, bunu son 10 dakikada goller atarak ve halen oyunu bırakmayarak görmüş olduk ancak Ottmar Hitzfeld’in aşıladığı bu felsefeyi oyuncuların köreltmeye hakkı tok. Hitzfeld için oynayın Honduras maçında…

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Maç Analizi: Kosta Rika 1-0 İtalya

“Ölümsüz Grupta” Ölümsüz Takım Kosta Rika!
       Okuyanlar hatırlayacaktır. Dün İngiltere İtalya maçına değinirken Kosta Rika İtalya’yı yenerse ölüm grubu Dünya Kupaları tarihinin “ölümsüz” grubu olur demiştim. Bu futbol adına bir temenniden ibaretti ancak Kosta Rika, kendilerinden 3- 4 gömlek büyük takımlar arasında daha ikinci maçta gruptan çıkmayı garantiledi.

       İngiltere maçını zor da olsa kazanan İtalya, her ne kadar Kosta Rika Uruguay’ı devirmiş olsa da dünya tarafından maçın favorisi olarak görüldü. Jorge Luis Pinto, 3 çakılı stoper ve iki kanat bekinden oluşan 5’li savunma hattını İtalya karşısında da bozmadı.  Beşli savunmanın önündeki Borges ve Tejeda, Pirlo ve Motta’ya yakın oynayarak maç boyunca yerleşik savunmanın önemli parçalarından biri oldu. Maçın favorisi İtalya’yı turnuva öncesi değerlendirdiğimizde tempoyu istediği zaman arttırıp çıkartamayan ve kapanan savunmaları karşı Pirlo’nun eline bakan bir ekip olduğunu belirtmiştik. İlk bölümde top tutan, pas yapan, Pirlo ile merkezden sokulmaya çalışan İtalyanlar,  Balotelli’yi topla buluşturma çabasına girişti, ancak bu oyun tarzı ağır işlediği için fizik düzeyi yüksek Kosta Rika savunması atakları savuşturmayı başardı.

       Kosta Rika’nın bu maçta ve Uruguay maçında uygulamış olduğu çıkarken sağ ve sol bekleri atağa dahil etme girişimi etkisini gösterdi. Gamboa ve Diaz çizgiyi çok iyi kullandı. Hem ofansif anlamda hem de defansif olarak Darmian-Candreva ve Marchisio-Abate ikilisine karşı büyük üstünlük sağladı.  Takım halinde kaleye yaklaşarak tehditler oluşturmaya başlayan Kosta Rika ne zaman olgun ataklarla gelse İtalyan savunması bocalıyordu adeta… Kosta Rika akınlarında İtalyan savunması hem haraketsiz kaldı hem de rakibini iyi analiz etmemiş olsa gerek Kosta Rikalı hücum silahlarının neler yapabileceklerini iyi sezemedi. 44. dakikada Bryan Ruiz’in attığı harika gol, iyi savunma yapan, rakibine geniş alan vermeyen, merkezde sıkıştıran, İtalya’nın pas kanallarını kapatan, Balotelli’ye futbola küstüren ve Pirlo’nun canını sıkan Kosta Rika’ya ödül gibi geldi.
İkinci yarıda ise, Prandelli’nin oyuna genişlik katması gerekirken orta sahayı eksiltip forvet arkası olarak Cassano’yu oyuna alması çok garipti. Oysa ki İtalyanlar merkezden ilerleyemediği bir ilk yarı geçirmiş ve çok top ezmişti. Kosta Rika savunması özellikle Balotelli’yi hapsetmişken bir de o kalabalık yerleşik savunmaya Cassano’yu eklemesi tam bir teknik direktör hatasıydı. İtalya ikinci yarı boyunca da merkezden dikine paslarla kaleye yaklaştı ama gereksiz bir çabaydı. Yapmaları gereken şey, orta sahayı kalabalık tutup presle topu kazandıktan sonra oyunu geniş alanlara yaymak olmalıydı. Üstüne üstlük bir de ikinci yarı fena gözükmeyen Candreva oyundan alınınca, Prandelli’nin ne yapmak istediğini hiç anlamadım. Kanat bekleri hücuma dahil olmuyor. Pirlo’nun ki hiç huyu değildir, çok sık pas hatası yapıyor.  Marchisio oyun şablonunda sol kanat ama sol iç gibi oynayıp merkezden derin pas deniyor. Oyunu yenik sürdürüyorsunuz ama halen De Rossi savunmaya daha yakın. İnsigne bozuk… Cerci oyuna geç giriyor. Bütün bunlara temposuzluk da eklenince Kosta Rika’nın İtalya’yı yenmesi taktik açısından sürpriz olmuyor.

       İtalya’nın ritim bozukluğu kalp krizi belirtisi gösteriyor uyaralım ki önlem alınsın. Uruguay’ın da en az Kosta Rika kadar savaşçı bir takım olduğunu hatırlatarak İtalya’nın işinin üçüncü maçta zor olduğunu belirtmekte fayda var.

       Kosta Rika oyun disiplininden fizik etkinliğinden bir dakika bile taviz vermedi. İtalyanlara alan bırakmadılar. Yerleşik savunmayı ve takım içindeki uyumu çok iyi sergilediler. Uruguay maçının bir saman alevi, bir peri masalı olmadığını gösterdiler. Onların gruptan çıkması bu zor dörtlüde kimilerine imkansız gibi gözüktü ancak futbolun da güzelliği bu işte, nerede ne zaman kimin ne yapacağı belli olmuyor. D Grubu’nda, benim tabirimle “ölümsüz grupta” heyecan üçüncü maçlarda katlanarak sürecek. Ama “Kosta Rika” dışında… Şimdi “onlar” düşünsün.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

20 Haziran 2014 Cuma

21.06.2014 İddaa Tahminleri


Analiz: Uruguay-İngiltere ve Japonya-Yunanistan

Muhteşem Suarez!
       İlk maçta Kosta Rika’ya yenilerek büyük hayal kırıklığı yaratan Uruguay, ilk maçını kaybeden İngiltere’ye Suarez rüzgarı estirdi.

       Uruguay’ın belli bir bölüm maçın başında temkinli olacağını ve topun gerisine gelerek İngiltere’yi karşılacağını öngörmüştüm ama öyle olmadı. Uruguay oyunu ön tarafa taşıyarak cesurca sokuldu İngiliz kalesine… 4-3-1-2 sisteminde çıkan Uruguay, İngiltere’nin kıvrak oyuncuları Sterling, Wellbeck Sturridge’nin etkili olmasına izin vermedi. İlk maçta 4 şut çeken Sterling karşılaşmayı neredeyse şut çekmeden tamamladı. Orta alanı kalabalık tutmayı başaran Uruguay’da Arevalo çok çalıştı. Hücum bölgesine İngiliz savunmasının zaaflarından yararlanmaya çalışan Uruguay sık sık boşluklar bulup uzaktan veya ceza sahasından rahatça gol girişiminde bulundu.

       Roy Hodgson’ın oyun felsefesi orta sahadan başlıyor.  Orta sahaya ağırlık veriyor belki ama çok kaybederek Uruguay’a kontratak şansı verdiğinin farkında değil. İtalya maçında da aynısı olmuştu.  Uruguay, rakibinin tüm hatlarını iyi kapatınca iş bireysel çabalara kaldı İngilizler için. Hedef santraforun Rooney değilse, Uruguay gibi diri ve agresif savunma kurgusunda sıkıntı yaşarsın. Nitekim Rooney uzunca bir süre etkisiz kaldı.

       İkinci yarıyı daha istekli geçiren taraf İngiltere’ydi. Tempoyu belirleyen taraftılar. Ancak baskılı oyunlarını golle süsleyemediler. Kalede Muslere, Uruguaylılara “Kosta Rika maçında neredeydin”dedirtti adeta. Muslera’nın kurtarışları takıma enerji ve özgüven de getirdi.

       Yan toplardan ve duran toplardan gol yemek nedir bilmeyen Uruguay savunması Glen Johnson’un sağ kanattan iki rakibini sürklase ederek ceza sahasına girdiği pozisyon golle sonuçlandı. İngiltere bu golle umutlandı.

       Ancak bir adam vardı sahada… Onun adı Suarez… Yine sahnedeydi müthiş bir bitiricilikle Uruguay’a zaferi getirdi.

       İngiltere daha önceki 3 Dünya Kupası’na göre daha uyumlu daha istekli ve daha savaşçıydı.. Ancak  “yaşlılar” kötü bir dünya kupası geçirdi. Gerrard ve Hodgson kurbanı Rooney, iki maçta da alışık olduğumuz gibi değildi.

       Uruguay ise halen turu geçmiş değil. Zorlu bir İtalya maçı onları bekliyor. Kağıt üzerinde de olsa Kosta Rika halen avantajlı durumda. D grubu ölüm grubuydu. İster misiniz Kosta Rika İtalya’yı devirsin, bu grup Dünya Kupaları tarihinin “ölümsüz” grubu olsun?

Zaccheroni Hoca Değil
       C Grubu’nda ilk maçlarını kaybeden Yunanistan ve Japonya karşılaştı.

       Maç dengede başladı diyebiliriz. İki takım da birbirini denedi. İlk dakikalardan sonra o alışık olduğumuz pas oyununu sahaya yansıttı Japonya, ancak final paslarındaki başarısızlık çok göze çarptı. 10 kişi kalana kadar yerleşik savunmadan taviz vermeyen Yunanistan, maçta eksik oynamaya başlayınca taktiksel olarak değişikliğe gitmek zorunda kaldı. Buna Mitroglou’nun sakatlığı da eklenince galibiyet ibresi  Japonya’ya dönmüş gibiydi..

       Bir yanda elinden geleni yapan Fernando Santos varken; diğer yanda iki maçtır oyuna yaptığı/yapmadığı hamlelerle tartışılan Zaccheroni vardı. Kakitani belki de tam da bu maçın adamıydı ama oyuna sokulmadı.  İlk maçta etkisiz kalan Kagawa da oyuna girdi girmesine ama aynı tas aynı hamam… Japonya Duran toplar dışında pozisyona neredeyse giremediler. Daha çok top tuttular ama gol yoktu. E kazanmak için gol gerekiyor öyle değil mi? Zaccheroni verdikleri ve veremedikleriyle intihar etti resmen.

       Yunanistan sevimsiz bir takım gibi görünse de istediğini aldı. Tur şansını son maça taşıdı. Japonya ise Kolombiya’yı yenmesi şart. Zaccheroni’nin  bakalım yeni “ hamlesizlikleri” ne olacak.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Maç Analizi: Kolombiya 2-1 Fildişi Sahilleri

Savaşçı Kolombiya!
       Birbirine denk sayılabilecek 4 takımın bulunduğu C Grubu’nda ilk maçlarını kazanan Kolombiya ve Fildişi Sahili kozlarını Brasilia’da paylaştı.

       İki takımında yüksek tempo yapması bekleniyordu. Çünkü iki ülke de fizik olarak kuvvetli ve çok hareketli dinamik oyunculardan kurulu kadroya sahip. Maç ilk dakikalarda top savaşına döndü. Kolombiya şuursuzca atak yapma girişimlerinde bulundu. Topu orta alanda kaptıklarında özellikle orta saha kombinasyonunda oyuncular birbirine çok yakın oynadı. Paslaşmaları dar alanda iyiydi. Toplu halde set hücumuna kalktıklarında bekler Zuniga ve Armero da atağa destek veren isimlerdi ancak bu bir handikaba dönüştü.  Çizgiyi iyi kullanan bu iki oyuncu Fildişi Sahili’nin kontratağa kalkışlarında geri dönmekte sıkıntı çekti. Fildişi Sahili ilk bölümde geniş alan yakaladı ama sonuca gidecek planlamaları yapamadı. 

       Fildişi oyunu ilk yarıda toparlamaya ve orta sahadaki Kolombiya’nın egemenliğine son vermeye çalıştı. Hücumda Gervinho’nun bireysel çabalarına bağlı kaldılar. Sağ kanattan Aurier ,  İbarbo ve Armero kanadını çok etkili kullanmaya başladı. Armero daha sonra Aurier’in etkinliği azaltmak için daha çok defansif gözüktü.  Kolombiya savunması da ilk yarıda Bony ve Gervinho ikilisini oynatmayarak iyi bir iş çıkarttı. Fildişi Sahili’nde hücum varyasyonlarında merkezden dikine pas atma sevdası berbattı. Sağ ve sol kanatta boşluklar olmasına rağmen Tiote,  Die ve Toure pas alışverişlerinde ilk yarıda sınıfta kaldı.

       İkinci yarı turnuvanın en uyumsuz savunma ikilisi Bamba ve Zokora etkisizliği daha da nüksetti. 64. dakikada kullanılan kornerde Kolombiya’nın 10 numarası James Rodriquez’i Drogba’nın marke etmesi çok komikti. Kolo Toure ise bildiğiniz gibi yedek soyundu bir kez daha!
James Rodriquez golünü attı ama oyun içindeki pas tercihleri ilk maçtaki kadar sağlam değildi. Top da ezdi. Teofilo’nun ve İbarbo’nun top kayıpları da fazlacaydı. Bir eksiklik de şuydu; final paslarında Teofilo’nun bitiriciliği çok zayıftı. İki gol kaçırdı eski Trabzonsporlu...

       Oyunu çok iyi okuyan ve gerek saha içi ve oyuncu değişiklikleri tercihi konusunda son derece deneyimli olan Pekerman, Quintero’yu oyuna dahil ederek sahanın en kötüsü İbarbo’yu çıkardı. O girene kadar orta saha üstünlüğünü alan daha çok pas yapan taraf Fildişi Sahili iken; orta alandaki feci top kaybı sonrasında Quintero affetmedi.

       Gervinho ile farkı indiren Fildişi Sahili son bölümde İlerde top kaybetmeye devam etti.  Drogba ile bir tehdit oluşturup birkaç pozisyona girseler de baskıları sonuç vermedi.

       Yaya Toure gerçekten büyük hayal kırıklığı… Duran toplarda topun gerisinde yine o vardı ama hem çok kötü kullandı hem de maç içerisinde inanılmayacak şekilde oyundan düştü..

       Fildişi Sahili 3 puanda kaldı ancak son maçta Yunanistan’ı yenebileceklerini düşünüyorum. Gruptan çıkacak kapasiteleri olduklarını iki maçta da gösterdiler. Yunanistan karşısında üçüncü bölgede daha hareketli ve daha cesur oynamalılar. 

       Kolombiya ise turu garantiledi. Gayet iyi gidiyorlar ama fizik güçlerini biraz daha ekonomik kullanmalılar. Bir de daha temkinli oynamaları da onlara bir şey kaybettirmez. Bunu da denemeli Pekerman.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Dünya Kupası Cuma Kuponu

19 Haziran 2014 Perşembe

20.06.2014 İddaa Tahminleri

Maç Analizi: Şili-İspanya ve Kamerun-Hırvatistan

İspanya 0-2 Şili
Yine Gel İspanya!
       Dünya Kupası B Grubu’nda Şili İspanya ile karşılaştı. Hollanda karşısında ağır bir yenilgi tadan İspanya Şili’ye de boyun eğerek turnuvaya erken veda etti.

       Şili ilk maçta Avustralya karşısında oyunu ikinci yarı sürklase etmekte zorlanmıştı. Potansiyeline erişemedikleri bir maç olmuştu ama sahadan da galip ayrılmayı bildiler. Zihinsel ve mental olarak zor günler geçiren Del Bosque’nin öğrencileri Şili maçını kazanmak zorundaydı. Şili’nin ilk 11’inde Valdivia’nın yedekler arasında olduğunu gördükten sonra takım savunmasının Avustralya maçından daha iyi olacağını öngördüm.  Şili, ön tarafta çabuk çoğalan çok koşan bir yapıya sahip. Kolay pozisyona girdikleri gibi arkada da açıklar verebiliyorlar.

       Maça çok iyi başladılar. Oyunu ön tarafta kurgulayan, top İspanyollara geçtikten sonra  direkt ikili kademelere giren Şili’nin ikinci bölgede kapacakları toplar çok kritikti. Hollanda maçında pas oyununu iyi sergilemeyen İspanya, Şili maçında da orta alanda akılalmaz derece top ezdi. Şili’de orta alanda kaptığı toplarla çabuk çoğalıp savunmayı bunaltırcasına akın edince gol de kaçınılmaz oldu.

       İspanya’nın fizik gücü berbat düzeydeydi iki maçta da. Costa topla buluşturma sevdaları işe yaramıyor, yaramadı, yaramaz… İniesta-Silva-Rodriquez de üçlüsü ekip olarak çok kötü olunca verim sağlayamadı. En çok çırpınan oyuncu David Silva’ydı hakkını verelim.  Takımdaki hiçbir oyuncu kulüp kariyerindeki performansı sergilemiyor. Tam bir hayal kırıklığı yarattılar.

       Şili’nin çabuk çoğalan ve çok koşan hücum varyasyonları müthiş keyif veriyor . Geniş alanda 2 iken 3, 4 iken  5 oyuncuyu hareketli ve boş koşular yaparken görüyorsunuz. Fizik olarak sırıtsalar da aslında çok güçlü oyuncular, 80 dakika ayakta kaldı Şili. Maçı da rahat kazandılar. Şili Hollanda ile birincilik mücadelesi verecek. O maç turnuvanın en zevkli maçı olabilir.

       Gelelim İspanya’ya… Bir devir kapandı mı dersiniz, şansızlık mı dersiniz, futbolun doğası mı dersiniz bilemem..  Ben rehavet derim.  Doymuşluğun getirmiş olduğu bıkkınlık derim. Güle güle İspanya. Üstünüz değiş de gel İspanya!

Kamerun 0-4 Hırvatistan
Kamerun Futbol Oynamıyor..
       A Grubu’nda dört takım içinde ve turnuvada açık ara en kötü takım Kamerun, Hırvatistan ile karşılaştı. Hırvatlar rakibini 4-0 yenerek gruptaki şansını son maça taşıdı. Bir takım bu kadar yeteneksiz olur bu kadar kötü oyun planı olur.  Afrika takımları teknik taktik konusunda  sıkıntı çekebiliyorlar ama en büyük artıları fizik güçleri. Ama gel gelelim turnuvanın fizik gücü en düşük takımı da Kamerun…

       Hırvatistan Brezilya maçında orta alanda oynattığı Modric-Kovacic-Rakitic üçlüsü çok eleştirilmişti. Eleştirilerden ve o maçta geriye yaslanmaktan nasibini alan Kovac fizik gücü iyi konumda olan Sammir’i ilk 11’e monte etti. Kovacic de oynayabilirdi ancak Brezilya maçındaki performansı çok kötüydü ve kesik yedi hocasından. Hırvatlar, Kamerun maçında rahatça paslaştılar, istediği an tempoyu düşürüp çıkarttılar, rahat pozisyon buldular.

       Maçın en iyi adamı kuşkusuz Perisic’ idi. Kamerun’un ceza sahasında dolaşıp halısaha pası verdiği pozisyon çok güzeldi. Olic de günündeydi. Ama Mandzukic’in gol bulması Hırvatistan için “final” niteliği taşıyan Meksika karşılaşması öncesi hücumdaki zafiyetin önüne geçmesi anlamına geliyordu. Hırvatistan için Meksika maçı kolay değil. İki takımın da birbirine karşı saha içinde çeşitli üstünlükleri, artıları ve eksileri var. A Grubu’nda kıran kırana bir ikincilik maçı bekliyorum.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Maç Analizi: Avustralya 2-3 Hollanda

Hollanda Kazandı Ama...
       B Grubu’nda ikinci maçlar oynandı. İspanya’yı farklı devirerek turnuvaya süper başlangıç yapan Portakallar Avustralya ile karşılaştı.

       Van Gaal İspanya maçındaki gibi 5’li bir savunma hattıyla çıktı. Aslında Avustralya’ya karşı bu sistemle çıkılması tartışılabilir. Darly Janmaat ve Blind’in çizgiyi iyi kullandığını söyleyebiliriz ancak Avustralya takımına karşı ileride top tutacak bir sistem de denenebilirdi. Hücum orta sahayı bir adamla daha da kalabalık tutmak oyun planı bakımından savunma merkezini üçlemekten kesinlikle daha verimli…

       Avustralya maça iyi başlayan ekipti. Sneijder’in top kayıpları orta saha ile hücumdaki dev üçlü ile olan uyumsuzluk göze çarptı. Bu artıyı iyi kullanan Avustralya ilk bölümde kanatlardan da rakibini sıkıştırarak Blind ve Janmaat’ın da oyununu bozdu. 20. dakikada süper güç Robben sahneye çıktı. Hızla sokulduğu ceza sahası içinden o bilindik gollerinden birine imza attı. Avustralya golden sonra hemen toparlandı. Hollanda’nın rakibine 3’lü savunmaya rağmen bir tehdit oluşturmadığı gibi Avustralya’nın topla oynamasına izin verdi. Tim Cahill bana göre şu ana kadar turnuvanın en güzel golünü attı.

       Indi’nin sakatlanması ve Memphis Depay’ın oyuna girmesi beni şaşırttı açıkcası. Çünkü Van Gaal bu değişiklikle oyun planı değişmiş ve 4-2-3-1’e dönmüştü. Depay ikinci yarı maçın çehresini değiştirdi. Sol kanattan yarattığı pozisyonlar, üçüncü bölgedeki etkinliği ilk yarıda çok verimsiz olan Van Persie’ye de yaradı. Avustralya’nın penaltı golünden sonra bu kez Portakallar hemen yanıt verdi. Persie nihayet etkisini gösterdi, golünü attı.

       Avustralya Teknik Direktörü Ange Postecoglou oyun içi hamlesi felaketti. Leckie’nin ayarlarıyla oynadı. Cahill’i çıkarmak yorgunluğun da etkisiyle kabul edilebilir ancak Leckie’yi bir merkeze çekti bir kenara çekti bir forvete çekti. Zaten Leckie’ye gerekli destek gelmeyince genç oyuncu  reaksiyon gösteremedi.

       Memphis Depay’ın uzaktan şık vuruşuyla öne geçti Hollanda. Depay’ı PSV’de anlatan bir spiker olarak bu gol beni çok sevindirdi.  Arkasındaki Blind ile uyumu, Avustralya savunmasını iyi okuması ve oyunu sezmesi, Persie’ye destek olması çok güzeldi. Hiç beğenmediğim De Guzman iyi bir görüntü verdi.

       Savunmanın dengesi maç içerisinde bozulabiliyor Hollanda’da. İçeri çabuk sızan takımlara karşı Hollanda savunması neye uğradığını şaşırabilir. Bir de şunu unutmayalım. Hollanda’nın Persie-Robben- Sneijder üçlüsünün üretkenliğine bağlı bir takım olduğunu unutmayalım. Avustralya maçında Sneijder uzunca süre etkisizdi. Persie’de aynı şekilde.. Hollanda’nın oyun planları içerisinde üç isim de kilit role sahip ancak en az biri aksadığında tıkanabiliyorlar. İlk yarıda Robben’in kaleye kadar indiği pozisyonu aklınıza getirin. Bu bireysel bir çabadır. Hollanda final veya şampiyonluk istiyorsa bu oyun sisteminde Sneijder-Persie-Robben üçlüsü kusursuz oynamak zorunda. Depay kendini gösterdi vitrine çıktı. O kurtardı maçı… Ya o olmasaydı nolurdu?

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

18 Haziran 2014 Çarşamba

19.06.2014 İddaa Tahminleri

Maç Analizi: Rusya 1-1 Güney Kore

Hazırlık Maçı Gibi…
       H Grubu’nda Rusya ve Güney Kore sahne aldı.. Bazı sebeplerden dolayı maçın ilk yarısını izleyemedim ama okuduğum ve edindiğim bilgilere göre pozisyonu az ve iki takımın da savunmaları açmakta zorlandığı bir 45 dakika geçmiş..

       İkinci yarıyı da iştahlı bir şekilde izleyemedim. Çünkü ekranda Dünya Kupası maçı değil de bir özel maç oynanıyor gibiydi.. Akinfeev’in turnuvadaki ilk büyük kaleci hatasını yapması sonucu Güney Koreliler Keun-Ho Lee  ile öne geçti..  Capello’nun savunma kurgusuna, takım savunmasına önem verildiği bilinir.. Ancak bu kadar dikkatli ve” aman hata yapmayalım” düşüncesi çok gereksiz.. Yine de hakkını verelim.. Kerzhakov hamlesi tam zamanında yapıldı.. Oyunu çok güzel okudu. Onun oyuna girmesi arkadaşlarının da istekli olmasına vesile oldu.  Güney Kore savunmasını zorlamaya başladılar.. Beraberlik golü de gecikmedi..

       Not almadığım için detaylı analiz yapamıyorum ancak maçın hakkı beraberlik gibi geldi. İki takım da ikinci yarı itibariyle konuşuyorum, galibiyet için extra bir çaba içerisinde değildi..

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Maç Analizi: Brezilya 0-0 Meksika

Ochoa için normal bir gece..
       Dünya Kupası A Grubu’nda Brezilya ikinci maçında Meksika ile karşılaştı.. Sambacılar 1 puana razı oldu ve iki takım da grupta 4 puana yükseldi.

       Tempolu başlayan karşılaşmada Kamerun karşılaşmasında kazanmasına rağmen umut vermeyen Meksika,  ilk maçı baz aldığımızda ikinci maçta daha özgüveni yüksek şekilde oynadı.  Kamerun karşılaşmasında yaratıcı oyuncu sıkıntısını Giovanni ve Peralta ikilisinin üretkenliğiyle kapatan Meksika, sahanın her bölgesinde yaptıkları ikili-üçlü sıkıştırmalarla Brezilya’yı tıkadı. Hulk’un sakatlığı sonrası Meksika karşısında ilk 11’de başlayan Ramires etkili olamadı..  Meksika ilk yarı cesur oynadı.. Özellikle Marcelo ve Alves’in kanadından akın etmeye başladılar.. Bu artıları Marcelo’nun ve Alves’in çizgiyi ofansif olarak kullanamamasına yol açtı.. Bu da Brezilya adına hücumdaki çoğalmayı ve uzun topları azalttı.

       Gelelim Ochoa’ya… Bilenler bilir ne kadar iyi kaleci olduğunu.. Clup America yıllarından bu yana takip ederim. En az 20-25 maçına tanıklık ettim. İnanın Brezilya maçındaki performansından çok daha iyilerini de sergiledi.. Ben şaşırmadım.. Ochoa’nın Avrupa’ya transfer olması çok gecikince  ve oynadığı takımlarda önündeki savunmalar berbat düzeyde olunca çok gol yediğinden mütevellit kimsenin dikkatini çekmemişti.. Oyun konsantrasyonu, sezme, önündeki savunma ile uyumu.. Bütün bunlar Ochoa’nın maçta yıldızlaşmasını sağladı.. Harika kurtarışlar yaptı.. Bu turnuva sonrası 29 yaşındaki kaleci belki de dünyanın en iyi savunma hatlarının arkasında kalesini koruyacak.

       İkinci yarı gol ararken arkada açıklar veren Brezilya, rakibine geniş alan bıraktı.. Zaman zaman kontra yediler.. 70. dakikaya kadar uzun toplarla pozisyon bulmaya çalıstılar.  Orta saha ve forvet arasında bir bağlantısızlık var.. Bunun ana sebebi hedef santrafor eksikliği belki ama sanki başka bir temel sorun da var.. Scolari’nin hücum kombinasyonlarına ve oyun planına yoğunlaşması lazım.. İlk yarıda verim alınamayan iki bekin de nihayet hücuma katılması Brezilya’yı pozisyonlara soksa da kalede bir “dev” vardı.

       Herrera’nın gerek saha içi hamleleri gerekse oyuncu değişikleri yerindeydi..Scolari’nin ise Ramires değişikliği çok doğruydu.. Keza yerine giren Bernard çok çalışkandı. Ancak Fred’in çıkıp Jo’nun oyuna girmesi doğru olsa da oyun planı değişmediği için fayda getirmedi.. Belki de onlara Diego Costa gerekti Brezilya’ya…

       Meksika istediğini aldı.. Olan Hırvatlara oldu. Hırvatistan iki maçını da kazanması gerekebilir..Meksika ilk maça oranla çok daha iyiydi ancak bir kaleci maçta yıldızlaşıyorsa oturup bi’ düşünmek lazım neden yıldızlaşıyor diye.. Hırvatistan karşısında Ochoa’nın önündeki savunma daha dikkatli olmalı.. Final gibi bir maç bizi bekliyor.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

17 Haziran 2014 Salı

18.06.2014 İddaa Tahminleri

Maç Analizi: Belçika 2-1 Cezayir

Kapalı Kutu Belçika..
       Dünya Kupası H Grubu’nda kimilerine göre turnuvanın gizli favorisi Belçika, Cezayir karşılaştı.. Belçika’nın son yıllarda yakaladığı altın jenerasyon, ilk büyük sınavını Brezilya 2014’te veriyor..

       Cezayir karşısına 4-2-3-1 dizilişiyle çıkan Belçika ilk dakikalardan itibaren oyunu ön tarafa yığdı.. Cezayir tüm oyuncularıyla rakibini geride karşıladı ve bu anlayış maçta temposuzluğu doğurdu..  Wilmots’un De Bruyne, Hazard, Chadli tercihlerini saha içinde farklı bölgelere monte etmesi herkesi şaşırttı.. Belçika ilk yarıda fizik gücü yüksek Cezayir savunmasını aşmakta çok zorlandı..  Lukaku’yu kilitlemeyi başaran Boughera ve Hallice stoper ikilisi ilk yarı kusursuza yakın bir performans ortaya koydu.. Tabi, Hazard’ın ilk yarıda delici özelliğini kullanıp Chadli’ye gönderdiği akıl dolu pasta savunmanın dengesizliğini vurgulayalım.

       Chadli’nin futbol oynamak umrunda değildi. Cezayir’in tek taktiği olan alan daraltıp kontratak denemeleri etkisini göstermese de penaltı ile öne geçmeyi başardılar.. Mental açıdan rahatlayan Cezayir bu dakikadan sonra oyun anlayışından taviz vermedi. Belçika’yı yine geride kabul ettiler ve ilk yarıyı Witsel’in çektiği birkaç şut tehdidi dışında iyi kapattılar..

       Beklentilerden uzak bir görüntüyle hayal kırıklığı yaratan Belçika, ikinci yarıya daha iyi başladı..Mertens’in oyuna girmesi doğru bir hamleydi.. Ben Januzaj tercihini bekliyordum.. 60’a kadar  Origi’nin şutu dışında pozisyon üretemese de oyunu kanatlara ve ön tarafa iterek golün sinyalini verdi Belçika… Cezayir’in ikinci yarıdaki tek atağı, 55. dakikada kale ağzında gole çok yaklaştığı pozisyondu. Maçın kırılma anı o dakikada gerçekleşti. 2-0 olabilirdi ve bu da Belçika’nın zihinsel düşüklüğüne sebep olabilirdi.. Cezayir ikinci yarıda kanatları daha yoğun kullanmaya gayret gösterdiyse de ilk yarıdaki gibi yerleşik savunma şeklinde oynayınca ve daha da geriye yaslanınca fizik güçleri iyi olmalarına rağmen mental ve zihinsel olarak yorulduğunu gözlemledim.. Fellaini’nin oyuna girmesi her şeyi değiştirdi.. Acaba David Moyes maçı izledi mi? Fellaini attığı golle eski hocasına mesaj gönderdi..  Cezayir ön alanda çoğalayım derken Feghouli’nin üçüncü bölgede yaptığı top kaybı onlar için son oldu.. Mertens Belçika’ya galibiyeti getirdi..

       Cezayir’de ön alanda top tutacak sırtı dönük oynayacak iki oyuncusundan Slimani’yi çok geç oyuna aldı.. Oyundan çabuk düşebiliyorlar bunu gördük.. Savunmaları iyi fakat sürekliliği tartışılır.. Belçika’da ise oyuna hamlesi ve saha içi etkisi bakımından Wilmots ilerleyen maçlarda daha da tartışılacak gibi…

       Belçika bugün kazandı ancak Van Buyten dışında kupa tecrübesi olmayan bu yetenekli oyuncu havuzu daha iyi işler yapmalı.. Orta alandaki tercihler çok önemli.. Daha büyük takımlara karşı ilk yarıdaki gibi oynarlarsa gizli favori diyenleri hayal kırıklığına uğratmaları sürpriz olmaz.. Bir de tabi sağ ve sol beklerdeki isimlerin devşirme olması da Belçikalıların en büyük sorunlarından biri.. Belçika’nın turnavada ne kadar ilerleyeceklerini öngöremiyorum.. Cezayir maçı, kapalı savunmalar karşısında ne denli yaratıcı olacakları konusunda bir test niteliği taşıyordu.. Bir de skor olarak mağlupken oynamayı tecrübe ettiler..

       Cezayir yaptığı savunma ve attığı golden sonra birçok futbolsever maçı kazanacakları hissiyatını verdi. Gruptaki kalan iki maçta hücum olarak da takıma bir şeyler katılabilirse şansları halen var..

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Maç Analizi: Gana 1-2 ABD

ABD Avantajı Kaptı..
       Dünya Kupası’nda G Grubu’nda Gana, ABD ile karşılaştı. Almanya’nın Portekiz’i yenmesinin ardından grupta ikincilik adına daha da önem arz eden Gana ABD maçı Arena das Dunas‘ta oynandı.

       Denk bir mücadele beklediğim karşılaşma, Dempsey’in maçın 30. saniyesinde attığı gol ile adeta ABD’nin  1-0 üstünlüğüyle başladı.  Bu golle birlikte oyun planları bozulan ve başlangıçta bir B planı bulunmayan  Gana’da moraller bozuldu.  15. dakikaya kadar istekli olan taraf ABD idi. Ancak maç tek taraflı gitmedi. Gana toparlandı, oyunu ön tarafa yıkmayı başardı.  ABD ise Gana’nın atakları gol girişimine dönüşünce merkezden sıkıştırma uyguladı. Amerikalılar savunmayı kalabalık tuttu.  Gana için oyunu biraz daha ön tarafa taşımak ve ileride top tutmak onlar için çok önemli oldu.

       Gana ilk yarıda kanatları etkili kullanmayı başardı. Vitesseli Atsu iyi bir performansla oynadı.  Boateng’in ilk 11’de başlamamasını yadırgadım. Zira Muntari organizatörlük görevini bana göre iyi yerine getiremedi.  Gyan’ı kanat akınlarıyla topla buluşturmak istedi Gana ama final paslarındaki becerisizlik ve ABD savunmasının doğru adam paylaşımı, Afrika temsilcisini gole tıkadı.

       Gana ikinci yarı daha derli toplu başladı. Boateng artık oyundaydı ve maç sonuna kadar etkinliğini iyi şekilde sundu.  ABD savunmasının dengesinin bozulduğu dakikalarda Gana ataklar geliştirdi ama son vuruşlarda bitirici eksikliği yaşadılar. Maçın son yarım saatlik dilimine girildiğinde ABD, orta sahaya egemen oldu. Özellikle Bradley ve onun arkasındaki Bedoya ve Beşiktaşlı Jones orta saha kontrolünü elinden 25-30 dakika bırakmadı. Tempoyu bu bahsettiğim üç oyuncu belirledi. Bedoya’nın duran toplardaki beceresi ve zaman zaman tek paslarla ceza sahasına girişimleri artı bir faktördü. Kontralarda daha çabuk çoğalabilirler. Daha etkileyici ve dinamik olabilmeliler.

       Gana fizik gücünün de vermiş olduğu genel avantajın meyvelerini son 15 dakikalık dilimde kullandı. Gyan’ın göze hoş gelen topuk pası sonrasında Ayew, Ganalıları sevindiriyordu.  Durum 1-1 olunca yorulan ABD’lilerin oyundan düşeceğini ve akabinde bir gol daha yiyeceğini içimden geçirmiştim ancak yanılttılar. Gana oyunu soğutmak yerine galibiyet golü için yerleşik savunma yapmayıp  topun arkasına geçmeyince gol sevinçleri kısa sürdü.  Brooks’un kafası ABD’yi ikincilik için avantajlı konuma getirdi. Gana son bölümü gol bulmasına rağmen çok kötü oynadı.

       Bu sonuç ABD’ye avantaj kattığı gibi Gana’nın tur umutlarını bitirdi diyebiliriz. Gana iyi takım, hatta kötü bir tunuva geçiren Afrika takımları arasında 90 dakikalık performansı göz önünde bulundurursak Fildişi Sahili’nden de daha dinamik. Ancak grupta dezavantajları var. Almanya’yı bu grupta kalan maçlarda yüksek favori olarak gördüğümüzü varsayarsak Gana, ABD karşısında turnuvaya veda etti. Portekiz maçı onlar için ortada ancak Gana’nın ikinci tur için iki maçını da kazanması gerekecek. Bu da bana çok zor geliyor. ABD ise bu futbolunu kalan iki maçta da sürdürebilir mi hep beraber göreceğiz.

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU

Salı-Çarşamba Dünya Kupası Kuponu

16 Haziran 2014 Pazartesi

17.06.2014 İddaa Tahminleri

Maç Analizi: İran 0-0 Nijerya

Kör Dövüşü..
       Dünya Kupası F Grubu’nda Nijerya İran karşılaşması heyecanı yaşandı… Aslında heyecan demek yanlış oldu.. Şu ana kadar oynanan karşılaşmalarda pozisyon sayısı ve maç ritmi en düşük maç olarak değerlendirebiliriz..

       İran turnuva öncesinde oynadığı dört hazırlık maçında sadece 1 gol yemesi savunmaya odaklı olduklarını gösterdi bizlere… Kapalı kutu takımlardan biriydiler belki ama gruptaki en zayıf halka olduklarından sebep “gol yemeyim, atarsam atarım” mantığı yadırganmamalı..

       Nijerya alışık olduğumuz fizik gücü artısını bu maçta kullanamadı.. İranlılar fazla boşluk bırakmayınca yedek bir oyun varyasyonu da bulunmadığında pozisyona çokça giremedi Nijerya.. Geniş alan seven Emenike sahada kaybolurken, sonradan oyuna giren Ameobi de fayda etmedi.. 

       Maçta tempo düşük düzeyde seyretti.. Nijerya önde baskı oluşturamadı.. Doğru düzgün pas da yapamadılar.. Oyun anlayışı, takım kimyası bakımından Kamerun’a benzerlik gösteriyor Nijerya.. İki takım da umutsuz vaka… İran’ın rakibinin oynatmama üzerine kurulu mantalite karşısında öne çıkaracak bir yaratıcı oyuncu, savaşçı ve ara top atacak adam eksikliği yaşadılar..

       İran’da Queiroz ülkeye futbol öğretmeye çalışıyor belki ama elinde Alireza gibi bir oyuncu olmasına rağmen ilk 11’de başlatmaması tam bir rezalet.. İran’da az buçuk bir şeyler yapmaya çalışan iki oyuncu var birisi Dejagah diğeri de Hollanda’da iyi bir sezon geçiren Alireza Jahanbakhsh… Zaten kısıtlı kadron var, bir de adamı yedek soyunduruyosun. İki takımda da ışık yok. Gruptaki kalan maçları kaybederler diye düşünüyorum

Hazırlayan: Orhun ALİCİKOĞLU